24.8.09

anacan

Aşağıdaki fotoğrafı, üzerine de yazdığım gibi Şubat ayında çekmiştim. Bir o yana bir bu yana salınırken çeşit çeşit pozlar veren kediler baba ve kız. Çok zaman geçmiş aradan. Zamanı şimdi gelmiş demek ki, yine bir buçuk aydır beklettiğim konuya görsel unsur olsun diye.

68 yıl süren evlilik anısına

Dedem 1923'de doğdu. Cilavuz Köy Enstitüsü'nü bitirip gencecik yaşında öğretmen oldu. 18 yaşında evlendi, 20 yaşında babaydı 51 yaşında da dede.

Köy Enstitüsü mezunu idealist bir eğitimci olmasından ötürü düşündürüp sorgulatan sorularıyla, olaylara farklı yönlerden bakabilme çabası aşıladı bana. "Memleketimden İnsan Manzaraları"nı balkonda o bana okurken sevdim Nazım Hikmet'i. Bisiklete binmeyi "Ne yani, bir gün bisiklete binmen gerekecek ve sen -Ben binmeyi bilmiyorum.- mu diyeksin? Öyle şey olmaz." diyerek öğretti kocaman yaşımda.

Eski radyosunu tamir ederken "Sen benim asistanımsın. Ayır bakalım şu vidaları." diyerek yıllarca yetecek gururu yükleyen, üniversiteyi kazanamadığımı öğrendiğinde bana küsen, sinirlenince basıp giden, "Yapamam."ı kabul etmeyen, sorduğu soruyu bildikçe yüreklendiren, araştırmaya, öğrenmeye, sormaya teşvik eden dedem...

Sweety'nin bu yazısını gözlerimden yaşlar süzülürken okumuştum. Dedemden önce bana birşey olmazsa, bir süre sonra benim de kendi dedemle ilgili ona benzer bir yazı yazacağımı düşünmüş ve bunun zor olacağına inanmıştım.

Geçtiğimiz ay, kendisine hiç yakışmayan bir hastalık ona çokça çektirdikten sonra aramızdan ayrıldı. Bunun olacağından şüphe yoktu elbette.

Birçok şey öğretti bana. Yazdığımdan ve anımsadığımdan fazla.
Geride tamamı üniversite mezunu 8 torun, tamamı üniversite mezunu 4 evlat, okuma ve yazmayı da öğrettiği 68 yıllık bir eş ve bir de meraklı minik bıraktı.

Cenaze töreninde onunla aramda kimse kalmadığı bir an bana "Neden beni görmeye daha sık gelmedin anacan?" diye sordu. Cevap veremedim.

30.3.09

krus ve raritet saklama kapları

Saklama kaplarının dolap düzenine katkısı olması açısından köşeli olanları daha kullanışlı. Bazıları çok yuvarlak oluyor. Onlar çok yer tutuyor, gereksiz yer işgal ediyor, pek de bir işe yaramıyor bu açıdan.

Kapak olsun. Saklama kabında kapak olsun. Uzun süre korumak ve saklamak istediğimiz herşeyi içine atalım, kapağını örtelim... Hele havasını atan vakumlular... İçindeki kokmaz, koksa dahi kokusu çıkmaz, uzun süreler bizimle kalır. Bazen açılmaz o kapak, öyle de yapışır yani...

Gün gelir kap kırılır kapak kalır. Kapsız kapak asıl görevi dışında işlerde kullanılmak ve yeniden değerlendirilmek üzere saklanır. Bazen de işe yarayacak diye bir öyle bir yere atarız ki kapağı uğraş dur sonra. Aldın mı başına belayı?

8.3.09

Bir zamanlar Türkiye'de...

Yıl 1946. Meyve ağaçları henüz çiçek açmış, bir ilkbahar ayı olmalı...
Genç kızlar maşalı şaçları ve en güzel giysileriyle taş plak dinleyerek piknik yapıyorlar.
Gelecekte kız torunlarının kalabalık gruplar hâlinde piknik yapamayacağından habersizler...

Bu fotoğraf çekildiğinde, Türkiye'de "Kadınlar Günü" 25 yıldır kutlanıyordu.

Fotoğraf çekildikten 63 yıl sonraki "Kadınlar Günü"nüz kutlu olsun.

24.1.09

uzunca bir ocak ayı hesap dökümü

Bu ay bir hışımla başlamıştı. Bir gün bizi de izleyecek mi dünya acaba? Çekirdek çitleyerek?

Şebnem Ferah'ın şarkısındaki gibi, "Aslında ben de isterim..." ile başlayan cümlelerim var. Yapacak o kadar işim var ki, karmaşık duygularla dolu bu ay içinde yaşadığım güzellikleri yazamadım. Kendimden kıstım, kısmışım. Halbuki zor değil günde 10 dakika ayırmak.

Yaşadığım olumsuz duygular da eklenince kişisel yazılar yazamamıştım. Artık birikti, belki bundan böyle her ay sonu genel bir kare hazırlarım. Gene de benim işim belli olmaz.


Geçtiğimiz yılın sondan bir önceki günü ben iki güzel hanımla(bir-iki) geçmiş yılın muhasebesini yaparken, beni sevindiren, mutlu eden, şaşırtan bir sürpriz ofiste beni bekliyordu. Önce yediğim, sonra fotoğraf çektiğim için tamamını (öyle birşey yok, sansür uyguladım:)) eklemedim. Şimdi biraraya getiremeyeceğim kadar güzel duyguyu yaşatan harika arkadaşımla o günün gecesinden yeni yılın son günün ilk saatlerine dek çalışacaktık. Hoş ben kendi işim yerine uçup ona yardım etmeyi tercih ederdim ya, günümüzde imkansız. Netice itibariyle o siparişlerini keyifle yaptı, ben de kendi işimi "öf"leyerek.

-Ayın 8'i Bilge'nin yaşgünüydü. 10'unda aynı gün doğduğu arkadaşı Bartu ile birlikte kutladık. Duygu, Bartu'nun birkaç hafta sonra doğacak kızkardeşi. Annesinin karnından bize bakıyordu, sağlıkla kavuşsunlar inşallah...

-8 Ocak akşamı evde anneanne, büyük hala, büyük teyze, küçük teyze, enişte, baba ve anneden oluşan ihtiyar heyeti ile kutlanan doğum gününde annesi Bilge'ye yukarıdaki pastayı yaptı.

-Bahçede biriken tüm karı yuvarlayan Bilge ile eşim, ilk kardan adamımızı yaptılar. Muhtemelen son olacak.

-Kar başlangıcında çalışıyor olduğumdan, gece saat 3 civarı sağ alt köşedeki gibi bir çok fotoğraf çektim. Karanlıkta kar pek görünmese de flaş patladığında makineden değil de, kendi gözünüzle kar tanelerini gözlemenizi öneririm.


-Veee Bilge hanım için iki sır küpü tarafından planlanmış, hazırlanmış olan kurabiyeler. Bengi'nin çizdiği Mickey, Minnie ve Bilgeler ile süslü, teker teker paketlenmiş, fiyonklanmış, her biri zevk ve lezzet kokan harika kurabiyeleri düşünen ve yapan çalışkan, zevkli, başarılı, nazik, titiz, beni mutluluktan ağlatan bir tanecik Burçin Birdane...


-Kurabiyelerimizi doğum gününde Bilge'nin arkadaşları ile paylaştık. Harfleri ve diğerlerinden birer tanesini anı olarak ayırdık. Nefis tadı insanı bir tane daha yemek için tetiklerken, diğer yandan bu harika armağanları saklama isteği ağır basıyor. O günden beri hâlâ lezzetlerini koruduklarını söylemeliyim. Ve buketin üzerine yazdığım gibi, elimize sapasağlam ulaştılar... Burçinciğim, sana binlerce teşekkürler!

-Artık geceleri uykumdan uyanınca, yeniden uyuyamıyorum. Sanırım orta yaş belirtilerinden olmalı.

-Gorkiciğim, benden Ikea yazısı bekliyorsun biliyorum. Ben bıraktım mı ne Ikea'yı :) Yakında yeni bir yere taşınacağım, dolayısıyla burayı da eski formuna kavuşturacağım.

Bir dahaki yazı için Şubat ayının sonunu beklememeyi hedefliyorum :)

5.1.09

Yeni yıla eski adet...

Bilinmeyen bir zamana dek hoşçakalıp...

...dünyanın çakalını izemeye devam edelim.