30.10.08

oyunlar sobesi

Periliköşk 2008-2009 blog sezonunun ilk sobesini önceki hafta bana da atmıştı. İkimizin sobeleri tenis topu gibi, "Kimi sobelesem" derdimiz yok, o bana ben ona atıyoruz topu :) Dün Nazlı sordu "Yazmadın sobeyi daha değil mi?" diye. Periliköşküm de bana kızmadan hemen yayınlayayım. Aslında çoktan yazdım da, kapandı açıldı derken kaynadı. Daha ödüller var, onlara ayrı tören yapmak lazım :)* Bizde uyduruk oyunları Bilge kurar, o uydurur. "Anne şimdi sen markete alışverişe gelmişsin, ben de markette kasadaki kızım. Sen bana şimdi bunları uzat, ben onları geçireyim, sonra 'şunun büyüğü var mı?' diye sor. Ben de sana 'Arkadaşlarıma sorayım telefonla.' diyeyim. Sonra bana de ki..." şeklinde uzayan ve replikleri oyunun başında kural olarak belirlenmiş evciliğimsi oyunlarımız vardır.

* Uzun yolculuklarda güneye gidiyorsak Gölbaşı'ndan çıktıktan sonra, aksi istikamette de gişelerden hemen sonra arabada mutlaka uyuduğundan henüz "yol oyunlarımız-oyalamalarımız" yok. Uyumamaya başladığında ne tip oyunlar buluruz bilemiyorum şimdilik.

* Kitaplarda ayrıntı figürleri aklımızdan tutup birbirimize sorarız. Ebette her kitapta bu oyunu oynama imkanı yoktur ama dikkat gerektiren bir faaliyettir, Çok sever. Ben bildiğimde "yok ben diğerini tutmuştum" diyerek çark eder çoğunlukla.

* Bu bir uyduruk oyun değil ama, bir süre öncesine kadar yatmadan önce bütün bebekleri için yerde yatakcık yapar hepsinin üzerini birer örtü ile örtmeden uyumazdı. Bu da kabul edersiniz ki benim için pek de eğlenceli bir oyun değildi :) Fenalık gelirdi.

Aslında daha geriye degitmek isterdim. Benim bir defterim var kızımın varlığından itibaren tuttuğum... Ona yazdıklarım haricinde aklımda pek birşey yok açıkçası. İyi ki de onu tutmuşum diyorum. Yoksa bu konuda bir balık hafızalıymışım, bunu anladım.

Aslında bizim "uyduruk oyunlar"ımız çok da fazla değilmiş. Ya da ben farkında değilim onların uyduruk olduklarının :)

Periliköşküm, geç yanıtladığım için beni affet. Minnen'i de almayı çok istemişti. Gereksiz pahalı bir oyuncak olduğu için ekledim hem de oyun konusuna süs olsun diye. Şu ana dek bir at başı yapıp bir sopaya geçitmek aklıma gelmedi. Hem balık hafıza hem şaşkın anne :)

29.10.08

bayram

15.10.08

blog hareket günü

Çocukluk günlerime dair hafızamda kazılı duran bir fotoğrafa aittir Afrikalı çocuğun sinekler yapışmış gözleri ve açlıktan şişmiş karnı.

Onu gördüğüm günden sonra yokluk yoksulluk, açlıkla eşdeğerdir benim için. Yoksulsa açtır. Senin benim burun kıvırdığımız herhangi bir yiyeceğe muhtaç, susuz, aç... Bir zengin mutfağının bir akşamlık israfı ile belki de günlerce karnını doyuracak...

Kış akşamlarında havanın ne kadar da soğuk olduğu hakkında söylenip yürürken sıcak evimize ve yün atkımıza sarılmışken ellerimizde kalın eldivenler, pazarın köşesinde yerdeki sebze çöplerini poşete dolduran annedir yürekleri asıl üşüten.

Birilerinin eline bir tas çorba tutuşturabilsek, tenceresini fokurdatması için katkıda bulunsak üstelik bunu bayramdan bayrama değil düzenli yapsak... Hem bizim ruhumuz hem de başkalarının karnı doyar.

Böyle işte...