12.9.08

kirpiş

Önceki gece bahçemizde bir misafirimiz vardı. İnternetten ne yediğini, neler yaptığını araştırdığımız şirin ve çekingen dostumuz bahçe duvarlarını dolaşıp çıkacak bir delik aradı ve sanırım biz onu rahat bırakınca da geldiği yerden gitti. Kirpicik yine bizi ziyaret etsin diye onu bulduğumuz yere yiyecekler de koyduk. Geri gelmedi. Gelse çok sevinirdik. Çamın altında beslerdik.

10.9.08

kısa yazdan

Neler oldu yaz boyunca, yazmasak unutuluyor gidiyor. Kaydedelim, blogspot beni atana dek kayıtlı kalsın.

Bir pazar sabahı, saat 10 gibi eşim "Hadi hazırlanıp gidelim." dedikten 2.5 saat sonra İzmir'e doğru yola çıktık. Bir hafta boyunca evde olmayacağımız için bir poşete doldurduğum bozulabilecek yiyecekleri Batıkent çıkışındaki bir benzin istasyonunda çöpe atıp, çöp poşetini de İzmir'e getirdiğimizi eve girince anlamamızdan belliydi eğlenceli bir tatil olacağı...

Kite surf yapmadık tabii, yapanları izledik. Harika bir duygu olduğunu düşünürken gözümüze kaçan kum tanelerini temizledik. Rüzgar ve kumsal ikilisinin bu spora en uygun olduğu söylenen plajda, dalgaların üstünden uçup kaçan, suya düşüp hız kesmeden devam edenleri gözlemledik :) Alaçatı'da gezmedik, gittiğimiz gün çok kalabalıktı. Ben gündüzünü daha çok seviyorum.

Beş gün kalıp Ankara'ya dönmek için çıktık. Babam da dönüyordu ve bir arkadaşı ile İzmir'de iş ile ilgili görüşmesi gerekiyordu. Hay Allah, Çeşme'den çıkınca İzmir'e girmeden nerede oturup konuşulabilir ki? Hiç de gidesim yoktu ama, Ikea'nın kafeteryasında buluşmak üzere anlaştılar...

25 dakika sürecek olan görüşmede "İyi hadi ben de tur atayım bari." diyerek başladığım hızlandırılmış Ikea gezintimi "Bizim işimiz bitti, nerdesin?" diye sorduklarında "Kasadayım." diye yanıtlarken çoktan bitirmiştim. 25 dakikada da gezilebilecek olduğunu anladığım mağazada fazla zaman harcamanın gereksiz olduğunu, fazla zaman ayrıldığında fazla para da ayrılması gerekeceğini idrak ettim. Eve gelince 33x33 ve 50x16 ebatlarındaki tepsilerin Türkiye'de üretildiğini görünce sevindim. Adı aslında "barbar" değil. A harfinde iki nokta var, sanırım ve umarım İsveç dilinde iki noktalı A ile yazılan bu sözcük, bizim dilimizdeki anlamda değildir.

Daha çok Bilge ile oyuncaklara baktık. İstediği salıncak artık satılmıyormuş. 20 Ağustos itibariyle yeni ürünlerle ve katalog ile gelecekmiş. Söylenen tarihte ürünler ve katalog gelmemiş idi. Ikea da bulunduğu ülkenin müşteri hizmetleri prensiplerine adapte olabilmiş anladığım kadarıyla.

Bilge'nin çok sevdiği ve İş Bankası Yayınlarından çıkmış olan "Benim Minik Yıldızım" adlı hikaye kitabının kahramanı tikilere -sırf tilki oldukları için değil gerçekten- çok benzeyen KLAPPAR tilkileri, güllü dallı desenler dışında fare altlığı bulmadığım için LAGIS fare altlığını, desen çalışması yapabilmek için ahşap adamı da almayı ihmal etmedim.

Bilge gittiği her yere kitabını ve tilkilerini götürdü. Çok mutlu oldu ve onları çok sevdi. Kucağımızda tilkiler, kitabı her gece okuduk. Kitapta baba ve yavru tilki vardı, bizim büyük tilkimiz de baba oldu. Teması sevgi olan bu sıcacık kitabı çocuklarımıza öneririm. Babalar okursa çok daha iyi olacağını da belirtmek isterim.

Sıcak yaz günlerinde Ankara'da durup İzmir'de bulunanları kıskanç bir ifade ile düşünürken, birisi 45, diğeri 15 günlük İzmir tatilini sonlandıran Periliköşküm ve Bembim, kullanışlı ve şık armağanları ile beni mutlandırdılar :) Periliköşküm'ün elleriyle seçip 700 küsür kilometre benim için taşıdığı ve iki gün de Ankara sıcağında benim için muhafaza ettiği deniz börülcelerimi, Beyhan'ın da anlattığı gibi hazırladım ve derin dondurucuya yerleştirdim. Çözüldükten sonra limon, yağ ve sarımsak eklenince insana sanki Ege kıyılarındaymış hissi veriyor...