30.1.08

derin bir nefes

Sevgili Devletşah'ın "nefesimi kesecek anlar" konusunu bana göndermesi çok hoşuma gitti doğrusu. Bu biraz da kendi hedeflerini gözden geçirip, kendine diğer taraftan bakabilmek... Üç kademeli oyunumuzu zevkle sürdürüyorum. Tunç Kılınç'ın orijinal sorularıyla... Ben beşer madde ile sınırladım kendimi.
Oyunu kimlere gönderseeem :) Acemiaşçı, nymphea ve fikrimin ince gülüme... Yanıtlamak isterlerse tabii...


.

"İşte bunlar... Bakalım kaç tanesi gerçek olacak?"
.
* Ülkemizin "çağdaş uygarlık düzenine" ulaştığını, "gelişmekte olan ülke" sınıfından sıyrılıp "gelişmiş ülkeler" arasında sayıldığını görmek,
* Başka gezegenlerdeki bir yaşam belirtisinin gerçek ve net bir görüntüyle ispatlandığına şahit olmak (mesela "Signs" filminde video kaydına yakalanan uzaylı gerilim kaynağını gördüğüm andaki gibi :)),
* Kızımın çok severek kazandığı fakülteden, başarıyla mezun oluşuna şahit olmak,
* Seyahate çıkmak için şuradaki aracın bir benzerini kullanacağımızı öğrenmek,
* Küresel ısınmanın durduğunu, bahsedilen tüm risklerin ortadan kalktığını, canlı çeşitliliğinin arttığını ve insanlığın bilinçlenmesinden ötürü dünyanın masmavi bir gezegen olduğunu görmek, tarihi ve gerçekleşip gerçkleşmeyeceği belli olmayan ama olursa nefesimi kesecek anlardan...
.
"Hemen yapabileceğim halde yapmayı neden beklediğimi bilmediklerim."
* E sınıfı ehliyet almak,
* İkinci bir yabancı dil öğrenmeye başlamak,
* Mardin ve Artvin'e gitmek,
* Ailemdeki yaratıcı ve cin fikirlilerle iş kurmak,
* Flash'ı daha iyi kullanabilmek; yaptığımda mutlu olacağım, yapmayı istediğim ve uygun koşullar olmasına karşın niye yapmadığımı bilmediğim hedeflerim.
.

"Bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı yapacaklarım..."
* Daha genç bir yaşta, hatta iki kez anne olmaya karar verirdim yeniden doğsaydım... Şimdi geç. Tıpkı 7'nin çok geç olduğu gibi :)
.
İmaj istockphoto.com'dan kellykellykelly.

16.1.08

üşeniyorum, öyleyse yarın!

.

Sevgili Kıymet, beni "Yapmak zorunda olduğumuz hâlde, bir türlü yapamadığımız kolay işler." hususunda sobelemişti. Ben de periliköşkümü peşinen sobeleyeyim de, sonra unutmayayım :)
.
1- Liseden arkadaşım, yıllar sonra yeniden bulduğum arkadaşım Serap'ı aramayı ihmal etmeme anlam veremiyorum. Aramam lazım, ama "Bebek uyuyordur, şimdi geç oldu, telefon nerdeydi" gibi düşüncelerle erteliyorum. Muhtemelen bana küsmüştür. Haklı. Tahtaya yazsaydım, gözümün önünde olurdu, bunca zaman ertelemezdim herhalde.
.
2- Evimizdeki oyuncak çeşitliliği, orta halli bir oyuncak dükkanını dolduracak seviyeye ulaştığından beri kapaklı kutular bile yetmiyor. Düzenliyorum, kutunun yarısı boş kalıyor. Tekrar dökülüp toplanınca kapanmıyor kapaklar. Bu nedenle TROFAST türü bir depolama ürünü benim işime çok yararayacak gibi görünüyor.
.
3- Bilgisayarın 2 kez göçüp her dosyanın silinmesinden akıllanmıyor ve kızımın fotoğraflarını DVD'ye çekmeyi erteliyorum. Halbuki çek DVD'ye, güzellerini de düzenli olarak her ay fotoğrafçıya gidip çıktı al, albüme koy. Yok... Ne zaman yapacağım bunu? Bir daha silindiklerinde herhalde...
.
4- Boncuklar karıştı, çiviler, halkalar hepsi iç içe. Neden? Kutu yere düştü de ondan. Kapağı kırık boncuk kutusunu toplamak ve düzenlemek ile ilgili bir planın var mı Deniz? Kaç bahar sonraya denk geliyor bu plan? Belki minik FIRA, sana bu gücü verir? Çekmeceli objeleri seven canım arkadaşıma selam olsun :)
.
5- Ve kendine saygıyla ilgili son erteleyiş. Hayat koşturmacası içinde yüzüme hafif bir nemlendirici sürmeyeli kaç ay oldu... Hmm, 1 ay olmuş :) Kendime güzel kremler, mümkünse de kaliteli bir göz kremi almak istiyorum. Aynaya bakınca şimdikinden daha düzgün bir cilt görebilmek için.
.
Biyonikkedi ve Öykücüyü de sobelesem kabul ederler sanırım :)

9.1.08

hayallerim, aşkım ve kuru domates

2008'den beklentim, Eylül ayının sonunda bu fotoğrafın bir benzerini çekmek ve bloguma ekleyip altına şöyle yazmak : "Biz artık şuradaki evde oturuyoruz." Fotoğraf: Sollie79 flickr'den.

.

2003 yılında bugün hastanede ikinci gecemizi geçiriyorduk. Eşim ve biricik kardeşim bu yeni hayatın ilk anlarına kesintisiz tanıklık ederken, Bilge kocaman gözleriyle bizleri süzüyordu.
.
Kızım 5. yaşını bitirdi, ben anneliğimin, babası babalığının, teyzesi teyzeliğinin, halalar halalığının, dedeler, büyük anneler, vs vs... herkes hayattaki bu rolünün 5. yılını bitirdi.
.
Doğum günü sabahı, parmaklarının herbirini eldivenin doğru parçasına bir hamlede sokuverdiği için "Aa, bak bugün doğum günün ya, nasıl da büyümüşsün, eldiveni hemencecik giydin." dediğimde gözleri parlayacak kadar büyüme heveslisi,
.
Her sabah bebeklerine montlar, patikler giydirmeden okula gitmeyecek kadar sevgi dolu,
.
Birbirine geçen parçalarla Atakule yapmaktan asla bıkmayarak, her iki parçayı birleştirdiğinde "Anne bak ne yaptım, senin için yaptım" diyecek kadar meraklı ve bonkör :),
.
Geceleri uyanıp, "Anne kötü şeyler gördüm, uyumayacağım" diyerek ağlayacak kadar çocuk,
.
Abakmak ve emok sözcüklerini kelime hazinemize armağan edecek kadar yaratıcı,
.
Formasını ancak banyodan banyoya çıkartmaya razı olacak kadar pis bir Galatasaraylı,
.
En sevdiği koku çikolatanınki olan, boş ekmek ve boş çikolata sevdalısı,
.
Ben ağlarken, "Anne ağlama, bak biz yanındayız." diyecek kadar duygusal...
.
"Kostümü sen dikme, para verip alalım." diyecek kadar bana güvenmeyen, ama bitip de giydiğinde "Anneciğim iyi ki almamışız, çok güzel olmuş." diyerek bana sarılıp öpen,
.
"Pastamı sen yapma, para verip alalım." diyecek kadar da bana güvenmeyen, ama okulda gördüğünde "Anneeee, ne güzel yapmışsın parlak parlak." diyerek boynuma sarılıp öpen...
.
Ruhum, aşkım, hayatım, bebeğim, yavru kuşum, bitanem, ev arkadaşım, uyku arkadaşım, en parlak, en güzel yanım benim.
.
İyi ki varsın, iyi ki sen olmuşsun, sen doğmuşsun...
.
.

Veee benim için duygusal olan bu yazıdan sonra karşımızda Yemek.Nâme'deki tarifimde bahsi geçen kuru domates. Beypazarı kurusu kadar kuru, pul biber kadar ince çekilmiş, yaz mevsiminin lezzetini kışa taşıyan kırmızı, nefis ve kayınvalidemin elleriyle kuruttuğu temiz çeşni.

Ve diğer blogda da belirttiğim gibi; geceleri de evde çalışmaya devam etmemi gerektirecek iş yoğunluğundan dolayı postalara ara veriyorum. Muhtemelen 15 gün sonra görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın.

5.1.08

hıh

Ikea'nın web sayfasından artık alışveriş mümkün. Prosedürü izleyerek, kredi kartınızla ödeme yaptıktan sonra siparişiniz belli bir ücret karşılığı evinize teslim ediliyor. İzmir ve İstanbul dışındaki illere sevkiyat var mı, bilemiyorum. Bu iyi mi yoksa kötü bir haber mi, onu da bilemiyorum.

3.1.08

yeni yıldan-2 (konuk yazarlık)

Aslında aşağıdaki yazımda biraz anlattığım yeni yıl gecesinde, evimizde telefon olmadığı için internete girememenin verdiği bir tatlı gerilim vardı bende. Üstelik cep telefonlarımız da çok nadir çekiyordu, bu nedenle "medeniyetten kopuş" oluverdi.
Konuk olduğum Yemek.Nâme'nin Ocak sayısını, eve dönünce indirebildim. Konukluğumun içeriğini, dergiyi indirince görebilirsiniz :)

yeni yıldan

Yeni yılın ilk macerası, ilk yazısı...

2007'nin sondan 2. günü, türlü aksiliklerle dolu bir gündü. Bir de üstüne üstlük, eşim "Haydi bugün gidelim." dediği için aniden evden çıkarak Bolu'ya, ailemizin minik evine gittik.

31 Aralık akşamı, ailemiz dört kişilikken yaşadığımız coşkulu yeni yıl akşamlarından çok farklıydı.



En azından eskiden örgü örerek yeni yıla girmezdik :) Soldan sağa; benim ellerim (eşime kazak örerken), annemin elleri (Bilge'ye hırka örerken), babamın eli (kanal kanal gezerken).

Bilge hastalandığı için biraz yorucu bir akşam ve gece geçirdim. Ona okulda giymesi için diktiğim kostümünü, o gün Ankara'da olmadığımız ve dolayısıyla okuldaki partiye gidemediği için giyemedi. Hasta olduğu ve ağlamadığı dakikalarda uyukladığı için, evde de giyemedi.

Bugün giydirip görüntülemek istedim.


Kalıbımı Burda dergisinden çıkarttım. 3. kare, dergideki model. Kollarını değiştirdim. Ayrıntılı görüntülerini daha sonra vereceğim. Elbisede tafta kullandım. Bedenini, fazla ince olmaması için iki kattan kestim. Kollarında ve etek süsü olarak geniş delikli parlak tül kullandım. Bu malzemenin bir adı var mı bilmiyorum, ama onu dikmek çok sinir bozucu.

Piyasadaki kostümleri çok ince, çok pahalı ve çok özensiz bulduğum için kendim dikmeye karar verdim. Fermuarını dikip Bilge'ye giydirdiğimde "Biteceğine inanmamıştım anne." dese de, dikmek için yaklaşık 2 akşamımı verdim. O aslında "Senin böyle birşey dikebileceğine inanmıyorum." demek istiyordu :) Ve "Anne lütfen kostüm alalım, sen dikmeeee." diye beni ikna etmeye çabalamıştı.

Ama bittiğinde çok beğendi. Giydiğinde tam bir prenses oldu. Sanki birazdan halkı selamlamak için sarayın balkonuna çıkacakmış gibi evde dolaştı.