Mutlu Yıllar!
Herkese Mutlu Yıllar Dilerim! :)
Çarşamba gününden sonra görüşmek üzere...
Mor ve Ötesi'nden aşağıdaki şarkıyı başladım dinlemeye. Kendilerinin en sevdiğim parçalarıdır. Bangır bangır açtım sesi, ben de söylemeye başladım.
Biyonikkedi'ye sipariş vermiştim, "Bir daha sobede beni sobele." diye :) O da unutmamış, sağolsun.
* Yoğurt, labne peyniri, ketçap, mayonez gibi gıda maddelerinin kapakları altında folyo vardır. O folyoyu açarken, kabın üzerinde bir minik parçacığının bile kalmasına tahammül edemem. Mutlaka bütünüyle üzerinden çıkmış olmasını isterim. Önce bunu yazdım, çünkü bir süre önce takıntılar sözkonusu olsa ilk bunu yazmalıyım diye düşünmüştüm.
* Dışarıda çekirdek yediğimde mutlaka kabuklarını avucumda biriktiririm. Asla yere atamam. Alışkanlık hem de takıntı.
* İş yerinde başkasının kullandığı bir klavye, monitör, masa ya da kalemlik bana geçecekse, mutlaka dezenfektan ile sildiririm. Telefonumu yabancı birisi ellediyse, silmeden kullanamam. Silmeden kullandığım herşey beni kaşındırır.
* Yolculuğa giderken mutlaka kırmızının koyu bir tonundaki ojemi yanıma alırım.
* Sigara dumanı olan kapalı bir mekanda oturamam. Arıza çıkarırım :)
* Yapboz yaparken kutuyu açtıktan sonra hemen kenarları ayırırım, dizerim ve eksik olan kenar parçası 1 tane bile olsa, kutudaki bütün parçaları tek tek kontrol edip onu bulmadan yapmaya başlayamam.
Daha da vardır muhakkak, aklıma gelen ilk birkaçını yazdım. Şart 3 kişiyi hedef göstermekmiş :) O zaman ben de yeni tanıştığım Nazkız, sobe borcum olan Çekirdeksizüzüm ve bundan sonra her sobelendiğimde sobeleyeceğim Periliköşkcüğümü sobeleyeyim :))
Bu sobe, Çekirdeksizüzüm'den. Bu kez kendimi, röportaj yapılan biri gibi hissettim :)
Öykücü sobeledi bu kez beni, hayalimdeki meslek konusunda... Söz hakkı doğmuşken iyice konuşayım:
*Anaokulundayken, doktor olmak isterdim.
*İlkokuldayken, doktor olmak isterdim. "Biliyorum bütün çocuklar doktor olacağım der. Ama ben gerçekten doktor olacağım." derdim.
*Ortaokuldayken, arkeolog olmak isterdim. "Biliyorum arkeologlar zor iş buluyor. Ama ben bir esere ulaşacak olmanın verdiği heyecanı yaşamak, topraktan çıkarttığım eserleri müzede görmek istiyorum." derdim.
*Lisedeyken, piyanist olmak isterdim. "Biliyorum konservatuar sınavını kazanmak çok güç. Ama ben bunu başaracağım." derdim.
Sonra ne mi oldu? Lisede MF alanında eğitim gördüm, o zamanki Öğrenci Seçme Sınavı'nda MF tercihlerimin yanında bir de TM tercih yaptım. Onu kazandım.
Bugün, lisans diplomamı aldığım alandan tamamen alakasız bir konudaki mesleğimi yapıyorum. Hayalimde de birbirinden bağımsız birçok meslek var. Mesela devasa bahçelerimin olmasını ve organik sebze meyve yetiştirip satmayı çok isterdim. Ve Ali Baba'nın çiftliği gibi şirin bir çiftliğimin olmasını...
Mimi'yi sobeliyorum ben de :)
Bu ay Kevgir dergisi, geçen hafta yitirdiğimiz Esra Öztürk anısına hazırlandı. Onu tanıyan, tanımayan dostları, arkadaşları tariflerini sofralarına taşıdı. Bengi, Büyüleyen Mutfak Kokusu için hazırladığı Esra'nın sevimli perisini, Kevgir'i kucaklamış şekilde çizdi. Ben Esra'nın her Kevgir zamanı arkadaşlarına güç vereceğinden eminim. Nur içinde yatsın.
Yemek.Nâme de bu ay 5. sayısıyla bilgisayarlarımızda. Yazarlarının bazılarını bizzat tanıyor olmanın verdiği heyecanla ve gururla takip ediyorum Yemek.Nâme'yi . Bu ay ben de varım içinde :)
İpek ile tatlı bir sohbet gününün ardından bol kahkahalarda bir çalışma yaptık. Kız annelerinin minik sürprize bayılacağından eminim. Diğer sürpriz ise hem kullanışlı hem de çevreye saygılı... İpek'in hediyeleri sunum şekline ise bayıldım. Masa gene harika :)
Çekim öncesi çok heyecanlandım. Ellerimi bol bol kremledim. Zira kuru ve kötü görünmesini istemedim. Gelirken şu muhteşem keki de getiren İpek'e "Dur pırlanta yüzüklerimi(!) takayım." dediysem de, alyansımı bile çıkartmışım.
Benim için eğlenceli, değişik bir çalışma olmuştu. Bugün dergiyi görünce çok mutlu oldum.
Bundan birkaç gün önce Bilge'ye pantolon dikmiştim. Çıtçıtını bastırınca onu da ekleyeceğim.