Daha önce, burada ve diğer bloğumda uzun yazılar yazmamaya karar vermiştim. Ama insanoğlu işte, anlatmak ve paylaşmak istiyor birçok şeyi...
Gerçek hayattan tanıdığım, blog sayesinde tanışma imkanı bulduğum ve bir de hiç tanımadığım ama yazılarından artık tanışmış kadar olduğum 3 grup arkadaşım var. İlk iki grup benim hakkımda bilgi sahibi, ama diğer grup için bir soru işareti olabilirim :)
Evliliğimizin ardından işimizi değiştirdik ve eşimle birlikte en son 2000 yılınında denize girdik. O da 2 günlük bir hafta sonu tatili idi. O günden beri tabi onun ailesi ya da benim akrabalarımın yanına gittik ancak, tatil yaptık denmez. Bir nevi kaçış...
Uzun yıllar ona "tatil" sözcüğünün anlamını kabul ettirmeye çalıştım. Ve nihayet teyzem, kuzenimle birlikte Side'ye gitti ve oradan ısrarla bizi çağırdı. "Yok gidemeyiz", "Gideriz aslında" ve daha pek çok düşünceler girdap oldu, ancak sonunda 5 gece 4 gün yer ayırtmak konusunda ikna oldu(k).
Otelimiz nefisti, yemekler iğrenç. Neyse güzel olsa kilo alırdık diyerek Antalya'nın o en sıcak günlerinde eğlendik. Eşim, kuzenimle Paraşüte ve diğer sulu adrenalin oyuncaklarına bindi. Asla binemeyeceğim birşeydir paraşüt, tekneden onları görüntülemek bile beni ziyadesiyle adrenaline boğdu.
Bu arada ayaklarımı, bembi'nin hayali'ne ithafen çektim :) Kendisine tam çizdiği gibi bir mizansen hazırlayacaktım ancak mümkün olmadı.
Döndüğümüz günün akşamı, babam ve annem ertesi gün Çeşme'ye gideceklerini ve Bilge ile benim de gelmemi istediklerini söylediler. Yol uzundu ve babam yoruluyordu araba kullanırken. Ben de İzmir'e gitmeye can atıyordum. Bir hafta kalır, Ikea turu yapıp katalog alır, bol bol yeni yazılar hazırlardım. Eşim gelemiyordu, o da çok ısrar edince gittim.
Arkası yarın :)