30.12.07

Mutlu Yıllar!

Herkese Mutlu Yıllar Dilerim! :)

Çarşamba gününden sonra görüşmek üzere...

25.12.07

bayram-2

Deliyiz demiştim.
Bayramın 3. günü aşağıdaki macerayı yaşarken, hızlandırılmış bir seçim yapmak zorundayken (sanki başka gün yok), gözüm hep gerçek tuğla görünümündeki kağıtlara takıldı.
Eşim, kiremit renginin salonda karanlık olacağını söyledi ve o sihirli cümleyi söyledi : "Sen bilirsin."
.
Bizim evliliğimizde, "Sen bilirsin." demek, yani bana onun böyle söylemesi, "Ben bunu beğenmedim, illa bu olsun diyorsan bu olsun. Ama ben beğenmedim, haberin olsun. Alıp eve götürünce suratımı asarsam bozulma." demektir.
.
Böyle bir risk alamam. Bu cümleyi duyunca onun asıl beğendiği diğer alternatiftir diyerek kendi beğendiğimi sağ elimle iterim :)
.
Neyse efendim, lafı uzatmayalım. Cumartesi günü "karanlık olur" dediği ve benim beğendiğim kağıdı aldırtmayan bizim bey, pazar günü olduğunda "Haydi gidip benim masamın yanını için de kağıt alalım." dedi.
.
Gittik... Baktık... "Bu çok güzelmiş aslında." dedi ve dün benim salon için almak istediğimi, çalışma odası için aldı.
.
Kapladık... "Haklıymışsın, bu daha güzelmiş." dedi.
Güle güle kullansın.
.
2 gün peşpeşe duvar kâğıdı kaplamak, bacak ve karın kaslarınızı çok fazla çalıştırıyor, öneririm :)
.
Bu arada merak edenlere not; daha kaplayacak yer yok şimdilik :)

Halley Duvar Kâğıtlarının web sayfasından, örnekleri seçerek görüntüyü canlandırabilir, seçtiğiniz desenleri bordürlü yada bordürsüz görme imkanı bulabilirsiniz.

23.12.07

bayram

Biz biraz deliyiz sanırım.
Daha önce de bir öfke anında evin merdivenini söküp, yenilemiştik. Gerçi bu seferki daha makul bir yenilik oldu. Sonuçta tutkalı kâğıda sürüp, dikkatlice duvara yapıştırmak yeterli.
.
Fakat bu kez de, aklıma başlamadan fotoğraf çekmek gelmedi. Aslında bizim karar verme süremiz kimi zaman fotoğraf makinesini açma süresinden daha kısa olabiliyor.
.
Televizyonun üzerinde durduğu geniş ve kalın bir rafımız vardı. İnşaat esnasında rafımız düştüğü için duvarda önceki deliklerin izleri kalmıştı. Yeniden sağlamlaştırıldığında izler görünmüyordu ama, artık o rafı kullanmadığımız için bir süredir görüntü rahatsız ediyordu.
.

.
Bilge dün anneannesine gitmek isteyince 19:30 da onu anneme bıraktık ve Bauhaus'a gittik. Bayram münasebetiyle 20:00 itibariyle kapanacak olmasının gerilimiyle 20 dakika içinde kağıtlara ulaşıp, birisini seçtik. Ben koyu renk severim. Gerçek tuğla görünümünde olmasını arzu ederdim. Ancak mevcut ürünlerden bunu seçtik. Eşim daha çok açık renklerden hoşlanıyor.
.
Kağıt yerli malı. Rulosu yaklaşık 53 cm eninde, 10 metre boyunda 9.50YTL. Tutkalı da çeşitli boylarda bulmak mümkün. Çok sulu bir tutkal olduğu için damlama riski çok fazla ama silindiğinde hemen çıkıyor, iz ve leke bırakmıyor. Girintinin iki yanındaki kutuların içlerini de kapladık. İlk fotoğrafı çektikten 3,5 saat sonra tamamen bitmişti işimiz ve saat 23:45 idi.
.

18.12.07

iç sesli yazı

Bugün Bilge'yi okula bıraktım. Okuldan eşimi aradım, işe birlikte gidelim mi diye soracaktım. Telefonuna ulaşamayınca bastım gaza. Çevre yoluna çıkınca, Modern Sabahlar bitmişti ben de CD dinleyeyim dedim.

Mor ve Ötesi'nden aşağıdaki şarkıyı başladım dinlemeye. Kendilerinin en sevdiğim parçalarıdır. Bangır bangır açtım sesi, ben de söylemeye başladım.

Yolda giderken hem söylüyorum hem de bir yandan "Yandaki arabadan bana baksalar deli mi derler, söyleniyor mu derler yoksa kendilerine küfür ettiğimi mi sanarlar?" diye düşünüyorum. Göz ucuyla da bakmıyorum, hani göz algılar ya görüş açısının uç noktalarını... İşte o uç noktada bir araba yanımda atbaşı gidiyor. Bir yandan "Sussam." diyorum, diğer yandan söylemeye devam ediyorum. Araba yanımdan gitmek bilmiyor...
Sonra önüme geçiti. Plakasına baktım.

Eşimmiş. Hem koca kalabalık trafikte eşine rastlamak ilginç, hem eşimin beni öyle görmüş olması ilginç. En azından onun için ilginç :)

Mor ve Ötesi'ne selam, yola devam.

17.12.07

takıntılar

Biyonikkedi'ye sipariş vermiştim, "Bir daha sobede beni sobele." diye :) O da unutmamış, sağolsun.

* Yoğurt, labne peyniri, ketçap, mayonez gibi gıda maddelerinin kapakları altında folyo vardır. O folyoyu açarken, kabın üzerinde bir minik parçacığının bile kalmasına tahammül edemem. Mutlaka bütünüyle üzerinden çıkmış olmasını isterim. Önce bunu yazdım, çünkü bir süre önce takıntılar sözkonusu olsa ilk bunu yazmalıyım diye düşünmüştüm.

* Dışarıda çekirdek yediğimde mutlaka kabuklarını avucumda biriktiririm. Asla yere atamam. Alışkanlık hem de takıntı.

* İş yerinde başkasının kullandığı bir klavye, monitör, masa ya da kalemlik bana geçecekse, mutlaka dezenfektan ile sildiririm. Telefonumu yabancı birisi ellediyse, silmeden kullanamam. Silmeden kullandığım herşey beni kaşındırır.

* Yolculuğa giderken mutlaka kırmızının koyu bir tonundaki ojemi yanıma alırım.

* Sigara dumanı olan kapalı bir mekanda oturamam. Arıza çıkarırım :)

* Yapboz yaparken kutuyu açtıktan sonra hemen kenarları ayırırım, dizerim ve eksik olan kenar parçası 1 tane bile olsa, kutudaki bütün parçaları tek tek kontrol edip onu bulmadan yapmaya başlayamam.

Daha da vardır muhakkak, aklıma gelen ilk birkaçını yazdım. Şart 3 kişiyi hedef göstermekmiş :) O zaman ben de yeni tanıştığım Nazkız, sobe borcum olan Çekirdeksizüzüm ve bundan sonra her sobelendiğimde sobeleyeceğim Periliköşkcüğümü sobeleyeyim :))

13.12.07

röportaj sobesi

Bu sobe, Çekirdeksizüzüm'den. Bu kez kendimi, röportaj yapılan biri gibi hissettim :)


1. Blogda yazmaya ilk defa nasıl başladım?
Yaklaşık 3 sene önce başladım. Önce bir fotoğraf iletim mekanizması olarak kullanmaya başladığım blog sistemi, daha sonra türlü kılıklara girerek nihayetinde şu an gördüğünüz içeriğe dönüştü.

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
Bu blogumda eskiden belirli bir içeriğe yer veriyordum. Bir süre sonra biraz daha kişiselleştirdim. Belli bir çizgide gitmeye çalışıyorum.

3. Blogda yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Hayır. Feragat edilmeye başlanırsa, keyif olmaktan çıkacağını sanıyorum.

4. Blogda yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Zorunlu bir hal almadı. Her gün güncellemek gibi bir iddiam yok. Öyle olsaydı belki gerilim unsuru olabilirdi.

5. Blogda yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Hayatımdan feragat etmemi gerektirip, artan bekleyiş yüzünden zorunlu hale gelirse ben de bu maceraya son veririm.
Çekirdeksizüzüm'e teşekkürler. Kimi sobelesem kimi... Öykücü'ye bir sobe borcum vardı, ödemiş olayım :)

10.12.07

sinerji


Ikea'nın katalogunda, örnek olarak hazırlanmış mekanlarda kullanılan eşyaları tek tek bulmayı seviyorum. Böylece gözüme hoş görünen bütünü parçalara ayırdığımda, yine aynı hissi uyandırır mı, görmüş oluyorum.

7.12.07

meslek sobesi

Öykücü sobeledi bu kez beni, hayalimdeki meslek konusunda... Söz hakkı doğmuşken iyice konuşayım:

*Anaokulundayken, doktor olmak isterdim.

*İlkokuldayken, doktor olmak isterdim. "Biliyorum bütün çocuklar doktor olacağım der. Ama ben gerçekten doktor olacağım." derdim.

*Ortaokuldayken, arkeolog olmak isterdim. "Biliyorum arkeologlar zor iş buluyor. Ama ben bir esere ulaşacak olmanın verdiği heyecanı yaşamak, topraktan çıkarttığım eserleri müzede görmek istiyorum." derdim.

*Lisedeyken, piyanist olmak isterdim. "Biliyorum konservatuar sınavını kazanmak çok güç. Ama ben bunu başaracağım." derdim.

Sonra ne mi oldu? Lisede MF alanında eğitim gördüm, o zamanki Öğrenci Seçme Sınavı'nda MF tercihlerimin yanında bir de TM tercih yaptım. Onu kazandım.

Bugün, lisans diplomamı aldığım alandan tamamen alakasız bir konudaki mesleğimi yapıyorum. Hayalimde de birbirinden bağımsız birçok meslek var. Mesela devasa bahçelerimin olmasını ve organik sebze meyve yetiştirip satmayı çok isterdim. Ve Ali Baba'nın çiftliği gibi şirin bir çiftliğimin olmasını...

Mimi'yi sobeliyorum ben de :)

1.12.07

dergiler

Bu ay Kevgir dergisi, geçen hafta yitirdiğimiz Esra Öztürk anısına hazırlandı. Onu tanıyan, tanımayan dostları, arkadaşları tariflerini sofralarına taşıdı. Bengi, Büyüleyen Mutfak Kokusu için hazırladığı Esra'nın sevimli perisini, Kevgir'i kucaklamış şekilde çizdi. Ben Esra'nın her Kevgir zamanı arkadaşlarına güç vereceğinden eminim. Nur içinde yatsın.


Yemek.Nâme de bu ay 5. sayısıyla bilgisayarlarımızda. Yazarlarının bazılarını bizzat tanıyor olmanın verdiği heyecanla ve gururla takip ediyorum Yemek.Nâme'yi . Bu ay ben de varım içinde :)

İpek ile tatlı bir sohbet gününün ardından bol kahkahalarda bir çalışma yaptık. Kız annelerinin minik sürprize bayılacağından eminim. Diğer sürpriz ise hem kullanışlı hem de çevreye saygılı... İpek'in hediyeleri sunum şekline ise bayıldım. Masa gene harika :)

Çekim öncesi çok heyecanlandım. Ellerimi bol bol kremledim. Zira kuru ve kötü görünmesini istemedim. Gelirken şu muhteşem keki de getiren İpek'e "Dur pırlanta yüzüklerimi(!) takayım." dediysem de, alyansımı bile çıkartmışım.

Benim için eğlenceli, değişik bir çalışma olmuştu. Bugün dergiyi görünce çok mutlu oldum.

Bundan birkaç gün önce Bilge'ye pantolon dikmiştim. Çıtçıtını bastırınca onu da ekleyeceğim.