30.12.07

Mutlu Yıllar!

Herkese Mutlu Yıllar Dilerim! :)

Çarşamba gününden sonra görüşmek üzere...

25.12.07

bayram-2

Deliyiz demiştim.
Bayramın 3. günü aşağıdaki macerayı yaşarken, hızlandırılmış bir seçim yapmak zorundayken (sanki başka gün yok), gözüm hep gerçek tuğla görünümündeki kağıtlara takıldı.
Eşim, kiremit renginin salonda karanlık olacağını söyledi ve o sihirli cümleyi söyledi : "Sen bilirsin."
.
Bizim evliliğimizde, "Sen bilirsin." demek, yani bana onun böyle söylemesi, "Ben bunu beğenmedim, illa bu olsun diyorsan bu olsun. Ama ben beğenmedim, haberin olsun. Alıp eve götürünce suratımı asarsam bozulma." demektir.
.
Böyle bir risk alamam. Bu cümleyi duyunca onun asıl beğendiği diğer alternatiftir diyerek kendi beğendiğimi sağ elimle iterim :)
.
Neyse efendim, lafı uzatmayalım. Cumartesi günü "karanlık olur" dediği ve benim beğendiğim kağıdı aldırtmayan bizim bey, pazar günü olduğunda "Haydi gidip benim masamın yanını için de kağıt alalım." dedi.
.
Gittik... Baktık... "Bu çok güzelmiş aslında." dedi ve dün benim salon için almak istediğimi, çalışma odası için aldı.
.
Kapladık... "Haklıymışsın, bu daha güzelmiş." dedi.
Güle güle kullansın.
.
2 gün peşpeşe duvar kâğıdı kaplamak, bacak ve karın kaslarınızı çok fazla çalıştırıyor, öneririm :)
.
Bu arada merak edenlere not; daha kaplayacak yer yok şimdilik :)

Halley Duvar Kâğıtlarının web sayfasından, örnekleri seçerek görüntüyü canlandırabilir, seçtiğiniz desenleri bordürlü yada bordürsüz görme imkanı bulabilirsiniz.

23.12.07

bayram

Biz biraz deliyiz sanırım.
Daha önce de bir öfke anında evin merdivenini söküp, yenilemiştik. Gerçi bu seferki daha makul bir yenilik oldu. Sonuçta tutkalı kâğıda sürüp, dikkatlice duvara yapıştırmak yeterli.
.
Fakat bu kez de, aklıma başlamadan fotoğraf çekmek gelmedi. Aslında bizim karar verme süremiz kimi zaman fotoğraf makinesini açma süresinden daha kısa olabiliyor.
.
Televizyonun üzerinde durduğu geniş ve kalın bir rafımız vardı. İnşaat esnasında rafımız düştüğü için duvarda önceki deliklerin izleri kalmıştı. Yeniden sağlamlaştırıldığında izler görünmüyordu ama, artık o rafı kullanmadığımız için bir süredir görüntü rahatsız ediyordu.
.

.
Bilge dün anneannesine gitmek isteyince 19:30 da onu anneme bıraktık ve Bauhaus'a gittik. Bayram münasebetiyle 20:00 itibariyle kapanacak olmasının gerilimiyle 20 dakika içinde kağıtlara ulaşıp, birisini seçtik. Ben koyu renk severim. Gerçek tuğla görünümünde olmasını arzu ederdim. Ancak mevcut ürünlerden bunu seçtik. Eşim daha çok açık renklerden hoşlanıyor.
.
Kağıt yerli malı. Rulosu yaklaşık 53 cm eninde, 10 metre boyunda 9.50YTL. Tutkalı da çeşitli boylarda bulmak mümkün. Çok sulu bir tutkal olduğu için damlama riski çok fazla ama silindiğinde hemen çıkıyor, iz ve leke bırakmıyor. Girintinin iki yanındaki kutuların içlerini de kapladık. İlk fotoğrafı çektikten 3,5 saat sonra tamamen bitmişti işimiz ve saat 23:45 idi.
.

18.12.07

iç sesli yazı

Bugün Bilge'yi okula bıraktım. Okuldan eşimi aradım, işe birlikte gidelim mi diye soracaktım. Telefonuna ulaşamayınca bastım gaza. Çevre yoluna çıkınca, Modern Sabahlar bitmişti ben de CD dinleyeyim dedim.

Mor ve Ötesi'nden aşağıdaki şarkıyı başladım dinlemeye. Kendilerinin en sevdiğim parçalarıdır. Bangır bangır açtım sesi, ben de söylemeye başladım.

Yolda giderken hem söylüyorum hem de bir yandan "Yandaki arabadan bana baksalar deli mi derler, söyleniyor mu derler yoksa kendilerine küfür ettiğimi mi sanarlar?" diye düşünüyorum. Göz ucuyla da bakmıyorum, hani göz algılar ya görüş açısının uç noktalarını... İşte o uç noktada bir araba yanımda atbaşı gidiyor. Bir yandan "Sussam." diyorum, diğer yandan söylemeye devam ediyorum. Araba yanımdan gitmek bilmiyor...
Sonra önüme geçiti. Plakasına baktım.

Eşimmiş. Hem koca kalabalık trafikte eşine rastlamak ilginç, hem eşimin beni öyle görmüş olması ilginç. En azından onun için ilginç :)

Mor ve Ötesi'ne selam, yola devam.

17.12.07

takıntılar

Biyonikkedi'ye sipariş vermiştim, "Bir daha sobede beni sobele." diye :) O da unutmamış, sağolsun.

* Yoğurt, labne peyniri, ketçap, mayonez gibi gıda maddelerinin kapakları altında folyo vardır. O folyoyu açarken, kabın üzerinde bir minik parçacığının bile kalmasına tahammül edemem. Mutlaka bütünüyle üzerinden çıkmış olmasını isterim. Önce bunu yazdım, çünkü bir süre önce takıntılar sözkonusu olsa ilk bunu yazmalıyım diye düşünmüştüm.

* Dışarıda çekirdek yediğimde mutlaka kabuklarını avucumda biriktiririm. Asla yere atamam. Alışkanlık hem de takıntı.

* İş yerinde başkasının kullandığı bir klavye, monitör, masa ya da kalemlik bana geçecekse, mutlaka dezenfektan ile sildiririm. Telefonumu yabancı birisi ellediyse, silmeden kullanamam. Silmeden kullandığım herşey beni kaşındırır.

* Yolculuğa giderken mutlaka kırmızının koyu bir tonundaki ojemi yanıma alırım.

* Sigara dumanı olan kapalı bir mekanda oturamam. Arıza çıkarırım :)

* Yapboz yaparken kutuyu açtıktan sonra hemen kenarları ayırırım, dizerim ve eksik olan kenar parçası 1 tane bile olsa, kutudaki bütün parçaları tek tek kontrol edip onu bulmadan yapmaya başlayamam.

Daha da vardır muhakkak, aklıma gelen ilk birkaçını yazdım. Şart 3 kişiyi hedef göstermekmiş :) O zaman ben de yeni tanıştığım Nazkız, sobe borcum olan Çekirdeksizüzüm ve bundan sonra her sobelendiğimde sobeleyeceğim Periliköşkcüğümü sobeleyeyim :))

13.12.07

röportaj sobesi

Bu sobe, Çekirdeksizüzüm'den. Bu kez kendimi, röportaj yapılan biri gibi hissettim :)


1. Blogda yazmaya ilk defa nasıl başladım?
Yaklaşık 3 sene önce başladım. Önce bir fotoğraf iletim mekanizması olarak kullanmaya başladığım blog sistemi, daha sonra türlü kılıklara girerek nihayetinde şu an gördüğünüz içeriğe dönüştü.

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
Bu blogumda eskiden belirli bir içeriğe yer veriyordum. Bir süre sonra biraz daha kişiselleştirdim. Belli bir çizgide gitmeye çalışıyorum.

3. Blogda yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Hayır. Feragat edilmeye başlanırsa, keyif olmaktan çıkacağını sanıyorum.

4. Blogda yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Zorunlu bir hal almadı. Her gün güncellemek gibi bir iddiam yok. Öyle olsaydı belki gerilim unsuru olabilirdi.

5. Blogda yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Hayatımdan feragat etmemi gerektirip, artan bekleyiş yüzünden zorunlu hale gelirse ben de bu maceraya son veririm.
Çekirdeksizüzüm'e teşekkürler. Kimi sobelesem kimi... Öykücü'ye bir sobe borcum vardı, ödemiş olayım :)

10.12.07

sinerji


Ikea'nın katalogunda, örnek olarak hazırlanmış mekanlarda kullanılan eşyaları tek tek bulmayı seviyorum. Böylece gözüme hoş görünen bütünü parçalara ayırdığımda, yine aynı hissi uyandırır mı, görmüş oluyorum.

7.12.07

meslek sobesi

Öykücü sobeledi bu kez beni, hayalimdeki meslek konusunda... Söz hakkı doğmuşken iyice konuşayım:

*Anaokulundayken, doktor olmak isterdim.

*İlkokuldayken, doktor olmak isterdim. "Biliyorum bütün çocuklar doktor olacağım der. Ama ben gerçekten doktor olacağım." derdim.

*Ortaokuldayken, arkeolog olmak isterdim. "Biliyorum arkeologlar zor iş buluyor. Ama ben bir esere ulaşacak olmanın verdiği heyecanı yaşamak, topraktan çıkarttığım eserleri müzede görmek istiyorum." derdim.

*Lisedeyken, piyanist olmak isterdim. "Biliyorum konservatuar sınavını kazanmak çok güç. Ama ben bunu başaracağım." derdim.

Sonra ne mi oldu? Lisede MF alanında eğitim gördüm, o zamanki Öğrenci Seçme Sınavı'nda MF tercihlerimin yanında bir de TM tercih yaptım. Onu kazandım.

Bugün, lisans diplomamı aldığım alandan tamamen alakasız bir konudaki mesleğimi yapıyorum. Hayalimde de birbirinden bağımsız birçok meslek var. Mesela devasa bahçelerimin olmasını ve organik sebze meyve yetiştirip satmayı çok isterdim. Ve Ali Baba'nın çiftliği gibi şirin bir çiftliğimin olmasını...

Mimi'yi sobeliyorum ben de :)

1.12.07

dergiler

Bu ay Kevgir dergisi, geçen hafta yitirdiğimiz Esra Öztürk anısına hazırlandı. Onu tanıyan, tanımayan dostları, arkadaşları tariflerini sofralarına taşıdı. Bengi, Büyüleyen Mutfak Kokusu için hazırladığı Esra'nın sevimli perisini, Kevgir'i kucaklamış şekilde çizdi. Ben Esra'nın her Kevgir zamanı arkadaşlarına güç vereceğinden eminim. Nur içinde yatsın.


Yemek.Nâme de bu ay 5. sayısıyla bilgisayarlarımızda. Yazarlarının bazılarını bizzat tanıyor olmanın verdiği heyecanla ve gururla takip ediyorum Yemek.Nâme'yi . Bu ay ben de varım içinde :)

İpek ile tatlı bir sohbet gününün ardından bol kahkahalarda bir çalışma yaptık. Kız annelerinin minik sürprize bayılacağından eminim. Diğer sürpriz ise hem kullanışlı hem de çevreye saygılı... İpek'in hediyeleri sunum şekline ise bayıldım. Masa gene harika :)

Çekim öncesi çok heyecanlandım. Ellerimi bol bol kremledim. Zira kuru ve kötü görünmesini istemedim. Gelirken şu muhteşem keki de getiren İpek'e "Dur pırlanta yüzüklerimi(!) takayım." dediysem de, alyansımı bile çıkartmışım.

Benim için eğlenceli, değişik bir çalışma olmuştu. Bugün dergiyi görünce çok mutlu oldum.

Bundan birkaç gün önce Bilge'ye pantolon dikmiştim. Çıtçıtını bastırınca onu da ekleyeceğim.

29.11.07

sobe

Periliköşk'cüğüm beni sobelemiş...

Ben küçükken; "Annem becerik değil. Bana kardeş doğuramıyor." diye herkese dert yanmışım ve annem bana cevabını en güzel şekilde vermiş :)

Aslında ben; Periliköşk beni sobelese de, yazsam diye bekliyordum :)

Aslında ben; saçımı kısacık kestirmek istiyorum. Çok rahat ediyorum, kafamın şekline yakıştığını düşünüyorum. Ancak sonra uzatmaya karar verince o geçiş dönemi korkunç oluyor. Hem de kendime özen göstermem gerekiyor. O yürek de bende yok şu aralar.

İlk kopyamı; anneme bir velisinin Almanya'dan getirdiği bir boyama kitabından çektim. Beyaz parşömen kağıdı üzerine koyar, kurşun kalemle alttakinin konturundan gider, böylece aynı resimden dilediğim kadar boyayabilirdim :)

En saçma huyum; birkaç kilo vereceğim diye yeni pantolon almamamdır. Bu sobeyi Öykücü'de okuduğumda, ben de sobelenirsem aynı cevabı vereceğimi yazmıştım. Bir de kızların "Nasıl oldu?" diye kafalarını kabine daldırıp bakmalarından nefret ettiğim için kimi zaman giysi denemekten hoşlanmam.

Cep telefonum; şurada da görülen telefondur. Telefonun markasını bilirim, modelini bilmem. Model numaralarını öğrenip ezberlemek yerine, hafızamda telefon numaralarını tutmayı tercih ederim. Cep telefonu benim için aramak istediğimde aramaya yarayan bir nesnedir. Fotoğraf çekiyor mu, bluetooth özelliği var mı, mp3 çalar mı çalmaz mı benim için önemli değildir. Bunu da bir önceki arızalandığında piyasadaki en ucuz ürün olduğu için almıştık. Pek özelliği yok, olsa da istemem...

Aşk bence; anneannemin radyodan bir Türk Sanat Müziği parçasını dinlerken mırıldanması, mırıldanırken birden gözlerinin dolup "Halit Bey çok güzel söylerdi bunu... Canım benim..." diyerek yanaklarından usulca, damla damla yaşların süzülmesidir. Halit Bey benim dedemdir.

En sevdiğim bloglar; sevdiğim bloglardır.

Yanıtlamak isterlerse; Beyhan, Kıymet ve Delfina'ya gönderiyorum.

24.11.07

24 Kasım


İnsanın iki tane bloga sahip olması, birisinde yazamadıklarını diğerinde yazabilmesine imkan veriyor. İnsanım ben de, paylaşmak istiyorum, yazmak, çizmek kimi zaman haykırmak istiyorum.

Bu bir günah çıkarma değil elbette. Büyüleyen Mutfak Kokusu'nun adını, kardeşim çizimini yapıp da sayfasına koyduğunda duydum. Çizimdeki kadın; enerjik, neşe dolu ve kilosuyla barışık birisini çağrıştırdı bana.

Halam "İnternetten tarif ararken, bir sayfa buldum. Benim gibi tombiş bir kadın vardı baş tarafında. Elinde de sihir sopası vardı. Aa bir baktım Bengi'nin adı var üzerinde, o mu çizdi?" diye sorduğunda, internetin ne kadar büyük ama bir o kadar da küçük olduğunu düşünmüştüm.

Halamın, yeğeni ile tanışıklığı olduğunu bilmeden sayfaya ulaşması, okuması beni heyecanlandırmıştı. Her aklıma geldiğinde "Esra'ya selam vereyim" dedim durdum. Erteledim, erteledim... Artık öyle bir şansım kalmadı. Kendime çok kızıyorum.

Esra 10 Kasım'da doğmuş. Önemli bir günde doğmuş olmanın çelişkisini yazmış. Çocukken hissettiklerini... Bugün öğrencileri ve görev yerindeki arkadaşları, o çelişkiyi yaşıyorlar sanırım.


Bütün bu olanlar ve yaşananlardan sonra Esra'yı saygı ile anıyorum. Öğretmen olarak verdiği emeklerden ve yetiştirdiği insanlardan dolayı şükranlarımı sunuyorum.


Köy Enstitüsü mezunu dedeciğimin, anneciğimin, teyzemin, üç halamın, artık bu işi yapmasalar da eşimin ve Beyhan'ın, ayrıca Periliköşk'ün, Biyonikkedi'nin ve öğretmen olduğunu bilmediğim ya da bildiğim halde unuttuğum tüm arkadaşların günlerini kutluyorum.

23.11.07

Güle güle Esra

"Bu keki gelecek tarif diye koydum kenara ama, sıra gelene kadar kokacaktı nerdeyse ben bişey olmadan size tarifini vereyim diye düşündüm... :):) Tarifi vereyim ki sanırım bir müddet bloğumla ilgilenemeyeceğim..."

Hayat beklenmedik haberlerle dolu. Bugün de bir haber aldım.
Şaşırdım...İnanamadım, çok çok çok üzüldüm...

Ölüm hayatın gerçeği... Bugün var yarın yok olduğumuzun işareti. Ama genç ölüm çok acı...

Esra; huzur içinde, nur içinde uyu... Seni sevenlerin kalbinde hep varolacağından şüphem yok. Ailesine ve öğrencilerine sabırlar dilerim.

Sanal dünyanın gerçek duyguları, http://esranintaziyedefteri.blogspot.com/ 'da kelimelere dökülüyor.

14.11.07

nesneler


ISIG serisinin desen uyumu, üstelik hediye çantalarının da aynı deseni taşıması hoş bir ayrıntı. 21 cm boyundaki minik kırmızı fener, kalbimi çaldı.

10.11.07

saygı ve şükranla anıyorum


Orijinal fotoğraf renklendirilmiştir.

29.10.07

Bayram

"Başka bir aşk istemez, aşkınla çarpar kalbimiz/Ey vatan, göz yaşların dinsin, yetiştik çünkü biz." diye başlar Mülkiye Marşı.

Sözlerini Cemal Edhem Yeşil'in yazdığı marşın son dizesinden bir alıntı yapıyor ve Cumhuriyet Bayramınızı kutluyorum.

Sel durur, yangın söner elbette bir gün Ey Vatan,
Süslenir, oynar yarın, dün ağlayıp matem tutan,

Ey Vatan gözyaşlarin dinsin, yetiştik çünkü biz.

Fotoğraf Atatürkçü Düşünce Derneği web sayfasından.

22.10.07

yavrucuklar

Sakin, akıllı ve güçlü olmak gereken günler bunlar. Evlatlarımız, gencecik çocuklarımız... Davul zurnayla uğurladığımız yoldan dönüşlerinde, göz yaşlarıyla karşıladığımız yavrularımız... İnşallah gittiğiniz yerden bakıp da kızmazsınız bizlere... Ve siz son olursunuz...

15.10.07

blog action day - çevreye saygı

Dünyamız 4.5 milyar yaşında. Artık bizlerin de sayesinde kendini yenileme yeteneğini yitirdi yitirecek. Bizler saygısızca kullanıyoruz dünyanın bizlere sunduğu kaynakları. Fütursuzca kirletiyor, ardımıza bakmadan kullanılmaz hâle getiriyoruz. Hiç bitmeyecekmiş gibi sömürüyoruz.

Dünya devleri Kyoto'yu imzalasa mı imzalamasa mı, uygulasa mı uygulamasa mı diye düşünürken, bizlerden bireysel çaba göstermemiz bekleniyor. Arazi açmak için canım ormanlar yakılırken, fabrikaların zehirleri yeraltı sularına karışmak üzere varillerle toprağa gömülürken, pahalı olduğu için filtreler fabrika bacalarında geceleri kullanılmazken, bizlerin payına aşağıdaki önlemler düşüyor.

Evet, yıllardır suyumu boşa akıtmıyorum. Suyu ekonomik kullanmaya yarayan aparatlar kullanıyorum. Evet, elektiriği açık bırakmıyorum, her elektrikli aleti fişten çekiyor ya da düğmesinden kapatıyorum. Bunu yıllardır böyle yapıyorum.


Evet, kullanılabilir atıklarımı toplayıp poşetlerde biriktiriyorum. Belediyenin bu hizmeti başlamadan önce de kağıtlarımı ve camları ilgili kumbaralara atarak değerlendiriyordum. Dolu birer pet şişeyi rezarvuara yerleştirerek ayrıca rezervuar ayarını yaparak neredeyse yarı yarıya az su tüketimi sağlıyorum.

Şarj edilen piller, Adana kaçak pazarında satılmaya başladığından beri şarjlı piller kullanıyorum. Şarj edilmeyen tek kullanımlık pilleri, biriktirip özel kumbaralara atıyorum.

Bahçemi iki yıldan beri sulamıyorum. Bahçesini sulayarak hepimizi susuz günlere daha da yaklaştıran duyarsız, düşüncesiz ve bencil komşularımı ilgili kurumlara şikayet ediyorum.

Bütün bunları yapıyorum, çünkü herbiri küçük bir çocukken annem tarafından beynime kazınmış.

Rüzgâr ve güneş enerjisinin normalleştiği, fosil yakıtlarından, nükleer enerji ve kimyasal atıklardan uzak bir dünya hayal ediyorum. Çocuklarımız ve dünyamızın geleceği için...

blog action day - iyimser yaklaşım (50 yıl sonra)

Bu yazıyı birinci bloğumda yazmıştım. Fotoğraftakiler gerçekten babaannem ve anneanneme benzediği için çok sevmiştim. Fotoğrafı bulduğum yeri kaydetmediğim için sahibinden özür dilerim ve gelecekte dünyamızı çevreye ve üzerinde yaşayan tüm canlılara duyarlı kişilerin yönetmesini umarım.



Yıllaaaar geçmiş. Ben artık yakını göremez olmuşum. Gözlüklenmişim. Kardeşim de ben de halamızın nikahlarımızda hediye ettiği inci kolyelerimizi, yaşımızın gerektirdiği uzunluğa getirmişiz yıllar içinde. Ben ilerleyen yıllarla birlikte babaanneme benzemişim. Kardeşim daha çok anneannemin şeklini almış.

Dünya erimiş bitmiş fakat evlerin içi; tepkimelerle elde edilen yeni bir soğutma sistemi kullanıldığı için dışarıdan daha serin ve yaşanılabilir. Gene de, bizim bir alt kuşağımız (indigo) akıllı davranmış ve küresel felaketin etkilerini yaşayacak insan sayısını minimum tutma konusunda elinden geleni yapmış. Yani torunum yok. Kızım benden akıllı.

O bir bilim kadını. Elinde bize tanıttığı son projesi. Ama biz yaşlıyız, anlamıyoruz artık anlattıklarını. Bu andan önce de en az 12 kere daha anlatmış sistemin nasıl işlediğini. "Taaamam tamam" demiş ve geçiştirmişiz. En azından bunu yapabilmeyi hatırlıyoruz.

Ben süt içediğim için bükülmüşüm. Kardeşim gençlik yıllarında cok kahve tükettiği için kırışmış. Kızım ve onun nesli, bilinçli beslenme ve organik tarımın yükselmesi neticesinde, yaşlarını pek de göstermiyorlar. Sağlıklı beslenebiliyorlar.

Keşke daha yaşanabilir bir dünya kalsaydı da, şöyle torunumu sevebilseydim. İnsan istiyor artık, yaşım geçti.

Neydi ki o elindeki, bak unuttum gene...

10.10.07

be a part of Bursa IKEA team >:(


Dear IKEA,

4. Mağazanı Bursa'ya açıyor olmana şaşıyor, bu kararı ne gibi araştırma sonucu verdiğini öğrenmek istiyorum. Acaba Bursa'nın İnegöl Köftesini mi tahtından indirmeye gidiyorsun İsveç Köftenle yoksa şehrin mobilya konusundaki şöhretini mi gölgelemeye...

Gelsen de benden bu kadar, beni yalancı çıkardın buralarda. Gayri bıraktım yakanı, ne hâlin varsa gör :)

Fotoğraf, 7 Ekim pazar günkü Hürriyet IK ekinden.

5.10.07

sonbahar ağacı

Bilge'nin okulu her gün yapılan etkinlikleri girişte sergiliyor. Dün de sınıfımızın etkinliği "Sonbahar Ağacı" imiş. Okul bahçesinden kuru yapraklar toplanmış, kuru dallardan ağaç yapılmış ve "yaprak dökmüş ağaç efekti" verilmiş:) Üzerine, Sakine öğretmenin öğrencilerine sorduğu "Sonbahar mevsimi ile ilgili düşünceleri" yazılmış.

BARTU : Yapraklar sararıyor.
EGE : Yapraklar dökülüyor.
EZGİ : Göçmen kuşlar uzak ülkelere gidiyor.
İDA : Yağmurlar yağıyor.
ELİS : Nar, mandalina çıkıyor.
BORA : Hırka giyiniyoruz.
NAZLI : Uzun kollu giyiniyoruz.
BİLGE : İçimize atlet giymek zorunda kalıyoruz.
HAKAN : Havalar soğuyor.
BERİL : Çiçeklerin rüzgarda yaprakları dökülüyor.
EREN : Uçurtma uçuruyoruz.
DORUK : Okula gelirken çok soğuk hissediyorum.

26.9.07

187. sahife

Esin, bir kitabın 187. sayfasını açıp yazmam konusunda beni sobelemiş. Bunu ilk duyduğumda "Acaba ben sobelenirsem yanımdaki kitap ne olurdu?" diye düşündüm. Çünkü, salonda ayrı, çalışma masamda ayrı, başucumda ayrı kitaplar var. Esin beni çalışma masasında yakaladığından, masadaki kitap yığınağı arasından en üsttekini elime aldım.

Çocuğunuz Büyürken Sizi Neler Bekler, bebeklik yıllarından okul çağına dek çocuğunuzla ilgili başvurabileceğiniz bir kaynak. Bakımdan psikolojiye, beslenmeden sağlığa pek çok başlık altında zengin bilgilere yer verilmiş.

Gelelim 187. sayfaya :)

... Saldırgan ve zor bir çocukta daha sert bir yaklaşım gerekebilir (sesinizin tonunu hissettiğinizden daha fazla sertleştirmeyi bile isteyebilirsiniz). Mutlu ve neşeli bir çocukta ise mizah ve sertlik arası bir denge çoğunlukla başarılıdır. Özellikle alıngan bir çocuğunuz varsa, yumuşak başlı bir davranış izlenecek en iyi yol olabilir...

çözümlemeli bebek odaları - 2


Bana, erkek bebek için düzenlendiği hissini veren bir oda. Mobilyalarının kaplamasından olsa gerek. Oysa duvarlarında kullanılan renk, prenseslere layık :)

21.9.07

çözümlemeli bebek odaları - 1


IKEA'nın bebek odaları ile ilgili yazılar hazırlayıp kaydetmiş, eşref saatimin gelmesini ve "yazıyı yayınla" tuşuna basmayı bekliyordum. O saat bu saatmiş.

"Çözümlemeli bebek odaları" serimizin ilki, IKEA'nın rengarek bir düzenlemesi. Çok renkli bir bebek odası örneği olan odamızda, bebeğin güvenliği için korkuluklu bir bebek yatağı kullanılmış. Yatağın uzun kenarı istendiğinde çıkabiliyor ve yatağın seviyesi düşürülüyor. Böylece daha uzun süreli bir kullanım sağlanabiliyor.

Karyolanın kurşunsuz boya ile boyanmış veya boyasız olanının tercih edilmesi, bebeğin sağlığı açısından önem taşıyor. Bebek hem havayı soluyor, hem de birkaç aylık olduğunda parmaklıkları kemirmek suretiyle boyaları mideye indirebiliyor. Yukarıdaki karyolanın, ayrıntılı ürün bilgisinden güvenlik standartlarına uyduğunu öğrensem de, kurşunsuz boya ile boyandığına dair bir ibare göremiyorum maalesef.

Bebek odasındaki koltuğun hoş bir ayrıntı oluşunun yanısıra, anneciğin konforu için de bir ihtiyaç olduğu da gerçek.

17.9.07

3 şey sobesi

Periliköşk sayesinde artık yeni yazı eklemek konusunda zorluk çekmiyorum :) Bugün ne eklesem diye düşünürken bakıyorum beni sobelemiş :) Bugünkü sobemizi hazırlarken, aklıma ilk gelen üçlüyü yazdım. Yoksa tabi çok var yazacak "şey".

1- Sevdiğim ilk "şey", araba kullanmak. Gitmek, gezmek, görmek. Mümkünse tek başına, değilse ehliyeti olmayan birileriyle... Ehliyetli çok karışır "sağa gir, dikkat et, sol serbest"... Sevmediğim 3 "şey" sorulsa bu da içlerinde olurdu herhalde...



2- Tolga Çandar'ın yorumuyla Ege türküleri. Evlerinin Önü Mersin, asla söyleyemediğim bir türküdür, yetmiyor sesim... Ama tüm türkülerine eşlik ederim, onunla söylemeyi severim dinlerken.


3- Çiçek almak. Hem kendi kendime almayı hem de birisine çiçek vermeyi severim. Çiçekçimiz bugün açıldı, yarın bir ziyaret edeyim. Bana benden başka çiçek alan yok ne de olsa.


Citroen C3 renk düzenlemesinden önce, Tolga Çandar albüm kapakları kendi sitesinden. Pablo Picasso'nun buketi de işte buradan.

8.9.07

Kara


Siyah... Pigmentler ışığı yasıtmayıp emdiğinde, siyah görünür. Eşyada tozu gösterir, giysilerde kurtarıcıdır. Beyazla zıt olsa da, yanına en yakışan arkadaşıdır. Göz rengi olarak siyah; kara gözlü, kömür gözlü, zeytin gözlü şeklinde kullanılır. Kaş, bıyık, tren, bulut, biber, koyun, haber vb. hep siyahın eş anlamlısı kara ile kullanılır: "Kara kaş, kara tren, kara koyun, kara biber, kara haber..."
Türkçe'ye Arapça'dan gelen kara, halk arasında Farsça'dan gelen siyah'a göre daha kabul görmüş sanırım. Böyle bir çalışmam yok, örneklerden yola çıktım sadece...
JALL, çamaşır sepeti. Metal ayakları ince ve siyah renkli muşamba torbası, benim çamaşırlarımı taşıyamadı :) ELLAN, vidasız, geçmeli bir sallanan sandalye. ASPEKT bıçak bileyicisi. Annem hediye etti beyazından. Gayet güzel, kullanışlı.
SYNOPSIS'i neden koydum? Kemer'e gitmek imkansız olmaz da, oradakinin yerine taşlamak isteyenlere :) Gerek duyulursa içine de tükürülebilir...

6.9.07

çanta

periliköşk beni çanta oyununa katmış, ben de yanıtlıyorum :) Giderek sobesel bir hâl aldı blog ama telafi ederim artık...

1- Ruhsat. Çanta olmasa bile onsuz çıkmam.
2- Ehliyet. Ruhsatla yolların ayrılmaz ikilisi
3- Kart okuyucu. Her çeşit kartın içindeki verileri PCye aktarabildiğim nesne.
4-Telefon. Çalınca duymam, şarj etmeyi unuturum, kapalı tutarım. Mecburiyet.
5- MP3 çalar. Dosya taşıyıcısı, müzik ziyafeti.
6- Herhangi bir kalem.
7- Anahtarlar. Araba, ev, işyeri anahtarları kümesi
8- Bunları barındıran minik çanta.

1.9.07

teknolojik

Sobeler çoktandır yok diye düşünürken esin beni sobelemiş. Mim ile sobe aynı şey ise tabii. Konu bu kez gereksiz teknolojiler. Benim gereksiz dediklerim faydalı. Bana göre gereksiz. İki tanesi de evimde var üstelik.
1-Elektrikli bıçak: İncecik dilimler kesmek istiyenler ve düzgün sofralar için ideal. Bana göre hem elektrik sarfiyatı hem de fazla rahat.

2-Dijital tartı: Görünümüne düşkün, kaç gram makarna yedim, bu gün kaç litre su içtim hesabında olanlara ideal. Bir süre sonra fazla meraktan ayda bir pil bitirecek kadar çok üzerine çıkılıyor ve yanından her geçişte mutlaka kilo kaydiliyor. Bir sınır koymalı, her cuma tartılmalı. Bana göre diyette sınırsız tartılma durumunda, kişinin motivasyonu olumsuz etkiliyor.

3- Buharlı oda nemlendiricisi. Solunum yolları problemlerini aşmada yardımcı, rahat nefes almayı sağlayan güzel bir cihaz. Bana göre gereksiz , her odanın büyüklüğü aynı değil çünkü. Çok açınca oda fazla nemleniyor, az açınca yeterli olmuyor, ordada çalıştığında da ne oluyor bilmiyorum ama garanti kapsamındaki ilk cihazımız bütün suyu yere boşalttığı için ücretsiz verilen 2. cihaz da çalışmadığı için bundan nefret ediyorum.

4-Saç şekillendiricisi: Saçınızı kurutmaya yarayan bu alet, profesyonelce bir şekillendirme de yapıyormuş (evim dergisi şubat 2007, s.62). Büyük devasa haliyle evin içinde saçını hemen kurutup çıkması gereken bayanlar için pek kullanışlıymış gibi gelmiyor. Önyargılı yaklaşıyorum ancak, bana göre gereksiz, kafamda bir tenis raketi ile dolaşmak hoşuma gitmezdi.

kırmızılar


Üvey blog değil aslında. Ancak ihmal ettim. Büyük blog olduğu için belki de. Hani hep küçüklere, hep küçüklere öncelik verilir ya... İki çocuğuma aynı ilgiyi gösteremedim. Bilge'nin de dediği gibi "Tötü bir anneyim ben."
IKEA kırmızılarından seçmeler. BODDA 3'lü saklama kabı, CHARM bir limonluk. Annem almış ama henüz kullanmadığı için kullanışlılık düzeyi hakkında bilgimiz yok. Ben cam limonluk sahibi olarak elimdekinden memnunum.

19.8.07

minik bayanlar


Bilge'nin sol üst köşedeki çay takımından var. Bunlar porselen ve mikrodalga fırına bile girebiliyor. Bulaşık makinesinde yıkanabiliyor. Plastik dışında, farklı bir materyalden yapılmış oyuncaklar bulmak şu dönemlerde çok güç. Çocuklar oyuncakları ağzına sokuyor, kimileri kemiriyor... Annelerin de içi gidiyor tabii. Hele de kızların bu tür oyuncakları tamamen ağızla temas ediyor. Bu nedenle porselen olması çok güzel. Ancak maalesef hep plastikleri satılıyor. Keşke çocuklarımızı birer plastik kafaya dönüştüren ve çoğu zaman zehir saçanların yerine, zihinlerini çalıştıran ve hayal güçlerini destekleyen sağlıklı oyuncaklar olabilse.

Mutfak çekmecelerini özgürce karıştırtan annelerin belki de bunlara hiç ihtiyaç duymayacaktır. Zaten bir kız çocuğunun, yukarıdakilerin tümüne sahip olmasına gerek de yok. İleride evinin kadını olmayı daha şimdiden normal bulmasına da :) Onun için, en iyisi kitaplar...

Cevizi de, büyüklükleri gözünüzde canlansın diye ekledim.

4.8.07

platonik suzeni


Suzeni, zincir işi olarak da bilinen bir tür iğne işi tekniğidir. Elbiselerde, örtülerde ve duvar halılarında kullanılan bu teknik, son derece emek gerektiren bir sanattır. İşlemelerin yapıldığı kumaşların arkası çevrildiğinde bile karşımıza temiz ve düzgün bir çalışma çıkar. Görülen her renk, işlemelerle oluşturulmuştur. İyi bir suzenide, kumaş görünmez.


Suzeni bir yatak örtüsünü ilk gördüğümde, bir insanın bir nesneye de aşık olabileceğini anlamıştım. Duvarda asılı duran örtü, satıcının ifadesine göre 150 yıllıktı. O günün şartlarına göre pahalı, bugüne göre gayet uygun, şu anda almaya kalksam 10 katı fiyatına alamayacağım, muhteşem bir örtüydü. Hep içimde kalmıştır.

Flickr'de kullandığı adıyla decor8'e fotoğraf için teşekkürler. Fotoğraftaki suzeni örtü, benim platonik örtüm kadar olmasa da çok hoşuma gitti. Kullanılan dekorasyon unsurları ile benim huzur bulabileceğim bir odayı süslemiş.


23.7.07

siparişler

Bembi şimdi tatilde. Giderken bana sipariş vermişti. Yok hayır, oradayken yazdırmıştı, yalan olmasın. LOGGA ayakkabılık konusunda yanılmıştım. Bana başka bir ayakkabılık sipariş etmiş. Kağıda bakmadan, görünce "Buydu" diye yapıştığım için yanlış almışım. Kurunca beğendi. Güle güle kullansın. Hepsinin fiyatı için İkea.com.tr . Not: TV ve DVD fiyata dahil değildir :)

19.7.07

meldal

MELDAL'ı katalogda gördüğümde yastıklarla süslenmiş bu kanepeye bayılmıştım. Aradan zaman geçip bembi, evi için bunu tercih ettiğinde hem sevinmiş hem de kurduktan sonra kıskanmıştım :) Bu gidişimde aldım. Hem fiyatı yükselmemiş hem de içimdeki heves kırılmamıştı. Gerçi işin uzmanı rahatlığı konusunda şüphesi olduğunu söyleyince "Hata mı yaptım?" diye içimden geçirdim. Sonra divan gibi kullanıp, bağdaş kurup oturacağımızı söyleyince ikna oldu ve "Tamam o zaman." diyerek kanaat notu kullandı :)


Yatak hali kullanılmış sayfasında Ikea'nın. Ben değişik ve benim kullanımıma yakın bir versiyon aradım ve buradan buldum. Sepetleri henüz almadım, pahalı geldi.


Yastık ararken gözüme birden Türk Bayraklı yastık ilişti imajlar arasında. Hemen açtım "Kim bu yahu" diyerek. Sonra raflardan anladım ki, Rıfat Özbek. Sayfasina da ulaştim. yastikistanbul.com adresindeki web sayfasi, virüslerle dolu olduğu için gezinemedim. Virüs programim uyardi ben de kaçtım :)

En sonunda Kapalıçarşı'ya gitmeye, dilediğim kumaşları almaya ve Samanpazarı'ndan elyaf alıp kendi yastıklarımı yaratmaya karar verdim. Belki de bu kanepe-yatağı sırf yastıklarla güzelleştiği için istiyorum...

17.7.07

"gezdiğin gördüğün senin olsun, aldıklarını anlat" diyenlere

BRADA, laptop aparatı. Eşimin bacakları ısınmasın, masa olmadığında rahat çalışabilsin diye. Turuncu kutu (içindekilerle) 9 YTL. Bütün aletlerimiz (matkap, testere, tornavidalar, çekiçler ve daha pek çoğu) bir yanlışlık eseri çöpe gittiği için bir nevi başlangıç seti. VASEN incecik. Dolu bir buketi taşıyacak kadar geniş ağızlı 2,5 YTL. MALA çizim kağıdı ve boyalar Bilge'ye. Kalın kuru boyaları tutmak çok rahat. Suluboya kısmı fevkalade kalitesiz. Fırçaya boya sürebilmek için dakikalarca uğraşmak gerkiyor.

Bir de kanepemiz var, onu daha sonra ekleyeceğim.

tatil notları - 1

Daha önce, burada ve diğer bloğumda uzun yazılar yazmamaya karar vermiştim. Ama insanoğlu işte, anlatmak ve paylaşmak istiyor birçok şeyi...

Gerçek hayattan tanıdığım, blog sayesinde tanışma imkanı bulduğum ve bir de hiç tanımadığım ama yazılarından artık tanışmış kadar olduğum 3 grup arkadaşım var. İlk iki grup benim hakkımda bilgi sahibi, ama diğer grup için bir soru işareti olabilirim :)

Evliliğimizin ardından işimizi değiştirdik ve eşimle birlikte en son 2000 yılınında denize girdik. O da 2 günlük bir hafta sonu tatili idi. O günden beri tabi onun ailesi ya da benim akrabalarımın yanına gittik ancak, tatil yaptık denmez. Bir nevi kaçış...

Uzun yıllar ona "tatil" sözcüğünün anlamını kabul ettirmeye çalıştım. Ve nihayet teyzem, kuzenimle birlikte Side'ye gitti ve oradan ısrarla bizi çağırdı. "Yok gidemeyiz", "Gideriz aslında" ve daha pek çok düşünceler girdap oldu, ancak sonunda 5 gece 4 gün yer ayırtmak konusunda ikna oldu(k).

Otelimiz nefisti, yemekler iğrenç. Neyse güzel olsa kilo alırdık diyerek Antalya'nın o en sıcak günlerinde eğlendik. Eşim, kuzenimle Paraşüte ve diğer sulu adrenalin oyuncaklarına bindi. Asla binemeyeceğim birşeydir paraşüt, tekneden onları görüntülemek bile beni ziyadesiyle adrenaline boğdu.

Bu arada ayaklarımı, bembi'nin hayali'ne ithafen çektim :) Kendisine tam çizdiği gibi bir mizansen hazırlayacaktım ancak mümkün olmadı.

Döndüğümüz günün akşamı, babam ve annem ertesi gün Çeşme'ye gideceklerini ve Bilge ile benim de gelmemi istediklerini söylediler. Yol uzundu ve babam yoruluyordu araba kullanırken. Ben de İzmir'e gitmeye can atıyordum. Bir hafta kalır, Ikea turu yapıp katalog alır, bol bol yeni yazılar hazırlardım. Eşim gelemiyordu, o da çok ısrar edince gittim.

Arkası yarın :)

5.7.07

Bu kaçıncı ara?

Çeşmede, kesme işaretinin yerini bulamadığım bir klavyesi olan bir bilgisayar başındayım :) Yarın sabah Bornova İkea ile 2. randevum var. Dönünce fotoğraflar, alınan ve alınmayanlarla karşınızda olacağım. Görüşürüz!

2.7.07

indirim


30 Temmuz'a kadar sürecek olan indirim, bazılarımızın ihtiyacı olan ürünlere daha uygun fiyata sahip olmak için bir fırsat. Sitesinde ayrıntılı bilgiye ulaşamadım. "Binlerce ürün"den kasıt nedir, öğrenemedim :) Yukarıdaki fiyatlar, gayet makul. Ancak, ürünleri bizzat görüp karar vermek lazım.

24.6.07

Ara

23.6.07

oyuncaklar


Bilge, abisini pek sever. Her gittiği yerde unutmadan anlatır. "Benim abim var ama annemin karnından çıkmadı." der. İlk duyan önce bir şaşırır, acaba bu abi de kim diye düşünür. Sonra ben "Komşumuzun oğlu" derim de, olay aydınlanır.
İkea'nın açıldığı sene annesi abiye tahta tren seti almıştı. Bilge de abisiyle oynamış ve "Anneciğim bana da alır mısın?" diye tüm kibarlığıyla sormuştu. Geçen yaz İzmir'de İkea'ya girer girmez ilk tren setine yönelmiştim. Ancak olaylar şöyle gelişmişti. Şimdi sever mi, görse gene ister mi bilmiyorum. Treni bulamayınca dedesi ona yukarıdaki kediden almıştı. Tüyleri gerçekten de yumuşacık bu kedi treni anımsattığı için olmalı, ortadan kayboldu :)
Bugün Bilge hasta oldu, ateşi çıktı. Az önce düştü. Sürekli ateş ölçmekten, gerilmekten, uykusuzluktan çatlamak üzereyken bir de Tefal buhar makinesi bozuldu. Bu ikinci bozuluşu ve gerçekten ihtiyacım olan ikinci gündü. Hani herşeyi düşünüyordun Tefal? Sevgili Gorki'nin eşi, Fransız malları ile ilgili düşüncelerinde kesinlikle haklı...

20.6.07

eskimeyen eskiler

Bahar gelmeden yaz geldi, ruh halleri birbirine karıştı. Baktııııım baktım, bir türlü hangisini beğenebileceğime karar veremedim. Herbirini teker teker hayal ettim salonumda. Hatta sadece salonda değil, boş duran antreme bile bir köşe yaptım. Çok hoşuma gittiler, özellikle altlarını temizlemek çok pratik. 110 kiloluk kanepemden kurtulursam, evime yerini değiştirmek kolay olan bu koltuklardan alacağım. Salondakiler eskimediler, daha 5 yıllıklar. Ne çabuk bıktım... Kirazlılar nostaljik geldi, eskiden evimizde kirazlı kanepelerimiz vardı.

19.6.07

nerede?


Kıymet sormuş, ben söyleyeyim. İstanbul'daki gibi ulaşılması için kıta değiştirmek gerekmeyen İkea Ankara 2008 Sonbaharında cüzdanlarımızı boşaltmak üzere hizmete başlıyor. Habere göre araziyi tahmin edecek olursak kabaca yukarıdaki sonuç çıkıyor. İlk günler gidilmesi imkanlı görünmeyen mağazanın Ümraniye'deki açılışında oluşan kuyrukları dikkatli bakarsanız görebilirsiniz :)

14.6.07

gözleme vakti

Şimdi farkediyorum ki, neredeyse tüm saatleri 10:09 şeklinde ayarlamışlar. Demek saatlerin en gösterişli pozu verdiği an bu imiş. Evimizde bir duvar saati yok. Bembi'nin evindeki duvar saatinin ebadından sonra, diğerlerine saati bile denmez ama, ORIGINAL adlı saat bizim duvarımızda uyabilir. Buyruğa boyun eğmediği için PUGG en fazla saygıyı hakediyor :) Çünkü 08:22'yi göstermeyi tercih etmiş. Objektife bakmayı reddetmiş gibi...

6.6.07

kutu kutu pense

Kutular, evimizde düzeni sağlayan ve döküntülerimi gizlediğimiz dekorasyon unsurları. Kutu yapmak pek basit aslında. Kartondan ya da boş bir ayakkabı kutusundan, dilediğimiz renk ve desende kendi kutumuzu tasarlamak gayet kolay. Üzerini vernikledikten sonra kullanabileceğimiz bu kurtarıcılara, evimizin her köşesinde yer verebiliriz.

2.6.07

saksılar

Ömrüm boyunca evin içinde çiçek bakamadım. Kuruttum, soldurdum, ama bakabilenlere ve golf sevenlere, saksı serisi :)

Sular kesilecek. Çimlerimizi bu sene hortumla hiç sulamadım. Eşim girişte el yıkadığımız lavabomuzun hortumunu damacanaya geçirdi. Bu damacana elbette iade edilen ya da doldurulan bir damacana değil, tek kullanımlık pet damacana :) Dün yarısına kadar dolan bu damacanayla 8 tane ağacımızı suladık. Bu sene sadece mutfak lavabosundan sebze meyve yıkarken leğende biriken sularla çimlerimizi suladığımızı düşünürsek, Ankara'nın su sıkıntısına, ve Dünyanın su kaynaklarını tüketimi konusunda doğru bir yolda olduğumuza karar verdim... Ama ben sadece yaşadığım yeri görüyorum ve insanların bencilliğine hayret ediyorum. Ankara Barış sitesinde yaşayan insanlar suyu hava gibi kullanıyor, yeni çim ekiyor, saatlerce bahçe suluyorlar. Belediye'nin almış olduğu "sulama yasağı" konusunda bilgisi olan ve bunun cezai müeyyidesini bilen arkadaşların bana iletmesini rica ediyorum. Başkalarının bizim içeceğimiz suyla yeşil bahçeleri izlemesini istemiyorum.

28.5.07

elit dikiş odası


Çalışma odamız var, çok şükür Metro'dan iki tane katlanır dev masa almıştık. Bu kocaman masalar bütün yükü taşıyor :) Ama şu odanın, şu çalışma köşesinin güzelliğine diyecek lafım yok. Derli toplu, kibar, şık çalışma masasında ne de güzel dikiş dikilir, kitap okunur, blog hazırlanır :)

18.5.07

kupalar


Evimizde granül kahve çok tüketildiği ve kupamız da yeterli sayıda kalmadığı için porselen kupalara ihtiyacımız var. Eş kriterleri : "Büyük olsun, güzel olsun, sade olsun. TROFE'nin beyazı kendisinin evet diyeceği yegane model de olsa, ben yeşil olanı sevdim :)