8.7.08
13.6.08
Begüm'den mim
Beni mimlemiş, "çocukluk ya da gençlikte başimiza gelen tehlikeli veya komik bir olay" ile ilgili...
Ben 5.5 yaşımda iken, kızkardeşim doğdu. Tabii 5.5 yaşındaki bir çocuk, yeni doğan bir bebeğe göre çok ileridedir. Kötü ile iyiyi, tehlikeli ile güvenliyi anlayabilir, değerlendirebilir. Ama 5.5 yaşındaki çocuk etrafındakiler ona "sen ablasın, abisin" deseler de henüz çocuktur. Meraklıdır, o sorumluluğu sırtlanamayabilir ve en doğalı kardeşini kıskanabilir :)
Ankara'da muhtemelen sıcak bir pazar günü, ailece Çubuk Barajı'na gittik. Herkes, bebekliği de şimdiki gibi güzel olan küçük kardeşimi seviyordu. Bu durum, birkaç ay öncesine kadar etrafa tek çocuk ve tek torun olan beni, ziyadesiyle geriyordu. Babam fotoğraflarımızı çekti. Annem kardeşimi kucağında tutuyordu. Benimle ilgilenmeleri için ne yapmalıydım?
Ne demiştim, annem kardeşimi kucağında tutuyordu! Bebek arabası boştu... Bebek olmanın nasıl bir duyguya benzediğini değerlendirmek için iyi bir fırsattı. Hemen arabaya oturdum. Oturur oturmaz araba eğimli piknik alanından, barajın kenarına doğru sürüklenmeye başladı. Annem babama bağırdı, babam peşimden koştu. Yanımdan hızla geçen ağaçların arasından, hiçbirine çarpmadan süzülürken, babam etraftakilere beni durdurmaları için seslenerek koşuşuna devam ediyordu. Bu ne büyük bir keyifti, ama beni durdurmak istemelerine çok içerliyordum. O kadar da büyük değildim ve arabayı kırmazdım ki...
O gün korkmadım, ama aklım erdikten sonra çokça şanslı olduğumu düşündüm. Geriye o günü canlı tutan fotoğraftan, az sonra yapacağı yaramazlığı planlayan bu gülümseme kaldı.

Bu mimi kime yollasam Sweety'i mimledim gitti :)
13.5.08
Maymun
10.4.08
kişisel
Bizi bilen biliyor, günlerce sabahlara kadar çalıştığımız projelerimiz oluyor. Bunların bazıları da sorumsuz kişiler yüzünden böyle sabahlara sarkıyor. Gene böyle bir dönemi bitirdik ve 10 gün önce bitirmiş olmamıza karşın, henüz kendimi dinlenmiş ya da enerjik hissetmiyorum.
Sorumsuz insanlardan nefret ettiğimi defalarca tekrar ederken içimden, kısıtlı zamanların birinde gazetede gördüğüm fotoğraf beni de, iş arkadaşlarımı da gülümsetti. Bu beşiz kardeşlere bakıp bakıp, daldık gittik hayallere. Gerçi şimdi büyümüşlerdir :) Fotoğrafı bilgisayarıma kaydettiğim için kaynağını bilemiyorum. Bu çok nadir rastlanan beşiz oğlaklara bizleri o bunaltıcı dakikalarda gülümsettikleri için teşekkür ediyorum. Fotoğrafı çekene de tabii..
"Saat 5 mi olmuş? Uyusaydık yahu!" dedirtecek kadar zamanı çabuk tüketirken, "Uykum yok ki, dün 30 dakika uyumuştum ya..." diyerek kendimizi iyi hissettiğimizi belirtirken, 3 saniye içnde rüya görüp gözümüzü açtığımızda gerçekten 3 saniye geçmiş olduğunu farkederken hep "bitecek" dedik durduk.
Bitti de... Herşeyin bittiği gibi... Bir gün dinlenip ikinci gün Mersin'e gittik. Hiç farketmediğim yönleri ve hep özlediğim yerleri ile bir Mersin turunun ardından o da bitti, şimdi de buradayız.
Bu arada günlerdir bir okul telaşı içindeyiz. Evimizin yakınındaki tek ve biricik okul 48 kişilik 1. sınıf mevcudu ile bizi "Ben almayayım." moduna sokmuşken, diğer okulların her birinin güzel ve kötü yanları, güçlü ve zayıf noktaları kafamızı karıştırıyor. Kimi zaman "En iyi okul, evinin yakınındaki okuldur." olmuyor. Her kafadan başka ses çıkıyor. Ben de bir okul ile ilgili duyduğum yorumları aktarmak istiyorum:
- Çok iyi bir okul.
- Çok kötü bir okul.
- Çocukları birey olarak değerlendiriyorlar ve değer veriyorlar.
- Çocuklara söz geçiremiyorlar.
- Öğretmenler çocuklardan çok kopuk.
- Çocuğum 3. sınıfa kadar okuma öğrenemedi, başka okula aldım. Hiçbirşey öğretmiyorlar.
- İki çocuğum da o okulda, ben İngilizcelerini mükemmel buluyorum.
- Hiç geziye götürmüyorlar.
- Çocuğa okulu sevdiriyorlar.
- Çocuklar yaşayarak öğreniyor.
- Her çocukla tek tek ilgilenip, sorunları okulda çözüyorlar.
- Tek bir ailenin çocukları geliyor (herhalde bu 1000 kişilik bir aile olmalı ki, çocuklar da okulu doldursun).
- Veliyi de seçiyorlar.
- Sorunlu çocuk istemiyorlar.
...
Bu sadece listemizdeki bir okul hakkında söylenenler. Listemizde 5 okul olduğunu düşünelim???
20.3.08
Dünyayı Güzellik Kurtaracak
Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne göre, 18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır. Kanunen reşit olduğu ispat edilmediği sürece... Ama 18 yaşından küçükler çalıştırılır, evlendirilir, dilendirilir, okula gönderilmeyebilir, eline silah verilebilir, gerekirse "kanunen reşit olduğu ispat edilir" ve cezası kesilir. Her konudaki çocuk istismarını durdurun. Sağlıklı beslenmek, mevsime göre giysiler giymek, yaşına göre oyuncaklarla oynamak, sevgi ile büyütülmek, okula gitmek, bir işte çalışmamak her çocuğun hakkı.
Çocukluğumda dinlediğim şarkının o ve bugünkü anlamlarına gelince. "İlk" şarkı diyebileceğim bir şarkı yok, aklıma gelen ilk şarkı hakkında düşüneyim o zaman...
"Kalk artık sabah oldu,
Bütün lambalar söndü
Uykunun tadı kaçtı,
Uyku vakti yaklaştı."
Çocukken neşe içinde söylediğim bu okul şarkısını şimdi kızımı uyandırırken söylüyorum. Yorganın altına kaçtığı gün anladım ki, uykunun tadı kaçmaz...
Şarkı konusunu bilmem ama bu mim ile ilgili sobeleyebileceğim ilk kişi Kıymet. Zira kendisinin çocuk sömürüsü konusunda güzel bir yazı yazacağını düşünüyorum. Devletşah, anneleri sobelemişti, ben de Kıymet'ten sonra geleceğin annelerini; Nymphea, Öykücü ve Beyhan'ı konuya bloglarında yer vermeye davet ediyorum. Kabul ederlerse.





