30.3.09

krus ve raritet saklama kapları

Saklama kaplarının dolap düzenine katkısı olması açısından köşeli olanları daha kullanışlı. Bazıları çok yuvarlak oluyor. Onlar çok yer tutuyor, gereksiz yer işgal ediyor, pek de bir işe yaramıyor bu açıdan.

Kapak olsun. Saklama kabında kapak olsun. Uzun süre korumak ve saklamak istediğimiz herşeyi içine atalım, kapağını örtelim... Hele havasını atan vakumlular... İçindeki kokmaz, koksa dahi kokusu çıkmaz, uzun süreler bizimle kalır. Bazen açılmaz o kapak, öyle de yapışır yani...

Gün gelir kap kırılır kapak kalır. Kapsız kapak asıl görevi dışında işlerde kullanılmak ve yeniden değerlendirilmek üzere saklanır. Bazen de işe yarayacak diye bir öyle bir yere atarız ki kapağı uğraş dur sonra. Aldın mı başına belayı?

8.3.09

Bir zamanlar Türkiye'de...

Yıl 1946. Meyve ağaçları henüz çiçek açmış, bir ilkbahar ayı olmalı...
Genç kızlar maşalı şaçları ve en güzel giysileriyle taş plak dinleyerek piknik yapıyorlar.
Gelecekte kız torunlarının kalabalık gruplar hâlinde piknik yapamayacağından habersizler...

Bu fotoğraf çekildiğinde, Türkiye'de "Kadınlar Günü" 25 yıldır kutlanıyordu.

Fotoğraf çekildikten 63 yıl sonraki "Kadınlar Günü"nüz kutlu olsun.

24.1.09

uzunca bir ocak ayı hesap dökümü

Bu ay bir hışımla başlamıştı. Bir gün bizi de izleyecek mi dünya acaba? Çekirdek çitleyerek?

Şebnem Ferah'ın şarkısındaki gibi, "Aslında ben de isterim..." ile başlayan cümlelerim var. Yapacak o kadar işim var ki, karmaşık duygularla dolu bu ay içinde yaşadığım güzellikleri yazamadım. Kendimden kıstım, kısmışım. Halbuki zor değil günde 10 dakika ayırmak.

Yaşadığım olumsuz duygular da eklenince kişisel yazılar yazamamıştım. Artık birikti, belki bundan böyle her ay sonu genel bir kare hazırlarım. Gene de benim işim belli olmaz.


Geçtiğimiz yılın sondan bir önceki günü ben iki güzel hanımla(bir-iki) geçmiş yılın muhasebesini yaparken, beni sevindiren, mutlu eden, şaşırtan bir sürpriz ofiste beni bekliyordu. Önce yediğim, sonra fotoğraf çektiğim için tamamını (öyle birşey yok, sansür uyguladım:)) eklemedim. Şimdi biraraya getiremeyeceğim kadar güzel duyguyu yaşatan harika arkadaşımla o günün gecesinden yeni yılın son günün ilk saatlerine dek çalışacaktık. Hoş ben kendi işim yerine uçup ona yardım etmeyi tercih ederdim ya, günümüzde imkansız. Netice itibariyle o siparişlerini keyifle yaptı, ben de kendi işimi "öf"leyerek.

-Ayın 8'i Bilge'nin yaşgünüydü. 10'unda aynı gün doğduğu arkadaşı Bartu ile birlikte kutladık. Duygu, Bartu'nun birkaç hafta sonra doğacak kızkardeşi. Annesinin karnından bize bakıyordu, sağlıkla kavuşsunlar inşallah...

-8 Ocak akşamı evde anneanne, büyük hala, büyük teyze, küçük teyze, enişte, baba ve anneden oluşan ihtiyar heyeti ile kutlanan doğum gününde annesi Bilge'ye yukarıdaki pastayı yaptı.

-Bahçede biriken tüm karı yuvarlayan Bilge ile eşim, ilk kardan adamımızı yaptılar. Muhtemelen son olacak.

-Kar başlangıcında çalışıyor olduğumdan, gece saat 3 civarı sağ alt köşedeki gibi bir çok fotoğraf çektim. Karanlıkta kar pek görünmese de flaş patladığında makineden değil de, kendi gözünüzle kar tanelerini gözlemenizi öneririm.


-Veee Bilge hanım için iki sır küpü tarafından planlanmış, hazırlanmış olan kurabiyeler. Bengi'nin çizdiği Mickey, Minnie ve Bilgeler ile süslü, teker teker paketlenmiş, fiyonklanmış, her biri zevk ve lezzet kokan harika kurabiyeleri düşünen ve yapan çalışkan, zevkli, başarılı, nazik, titiz, beni mutluluktan ağlatan bir tanecik Burçin Birdane...


-Kurabiyelerimizi doğum gününde Bilge'nin arkadaşları ile paylaştık. Harfleri ve diğerlerinden birer tanesini anı olarak ayırdık. Nefis tadı insanı bir tane daha yemek için tetiklerken, diğer yandan bu harika armağanları saklama isteği ağır basıyor. O günden beri hâlâ lezzetlerini koruduklarını söylemeliyim. Ve buketin üzerine yazdığım gibi, elimize sapasağlam ulaştılar... Burçinciğim, sana binlerce teşekkürler!

-Artık geceleri uykumdan uyanınca, yeniden uyuyamıyorum. Sanırım orta yaş belirtilerinden olmalı.

-Gorkiciğim, benden Ikea yazısı bekliyorsun biliyorum. Ben bıraktım mı ne Ikea'yı :) Yakında yeni bir yere taşınacağım, dolayısıyla burayı da eski formuna kavuşturacağım.

Bir dahaki yazı için Şubat ayının sonunu beklememeyi hedefliyorum :)

5.1.09

Yeni yıla eski adet...

Bilinmeyen bir zamana dek hoşçakalıp...
video
...dünyanın çakalını izemeye devam edelim.

19.12.08

alakasız bir yere yazıyorum ama...

Her sabah Ankara'nın üretken semti Ostim istikametinde trafikte seyir halindeyim. Daha önce de bir trafik maceramı yazmıştım. Asla trafik canavarı olmadım, olanı da sevmedim. Kendilerini ilk gördüğüm trafik polisine, yok ise jandarmaya iletmekten çekinmedim. Bu ülkede birçok şey yapanın yanına kâr kaldığından kaynaklanmıyor mu sorunlarımızın çoğu? Çözülür, çözülmez... Benim beyanımı dikkate alırlar, almazlar... O memurların bileceği iştir. Anadolu Bulvarında bugün polis memurlarını göremediğim. Mecburen buraya yazıyorum. Yeni yıldan itibaren de başka bir yerde yazacağım, o ayrı konu :) Aşağıdaki şahıs çok tehlikeli ve taciz edici şekilde araba kullanmaktadır. Yolda önünde giden tüm araçları sıkıştırıp tehlikeye atmaktadır.

.. .. ... plakalı koyu gri renk Volvo S40 aracı burnunu karıştırarak kullanan sahibine ithafen:

Yetişmişsindir artık gideceğin yere
Anladık kırosun ama para da sende
Güzelim Volvo'a yakışmıyorsun hiç
Oysa ben de şoförüm güya sen de

Bilmem ki sen nereden ehliyet aldın
Hor görme sadece adımdır 'kadın'
Kamyon şoförü kadar da rahatımdır
Böyle sürme bak bir gün yola akar kanın

Satmak için verirsen ilanı nete
Google'dan ararlar plakayı 'ne işmiş' diye
Okursa alıcılar karıştırdığını burunu
Tokalaşmak istemezler söyleyim siye

Şiir yazdırdın bak gördün mü durduk yere
Deniz bu, döver adamı işte sözcükleriyle
Tamam kabul bu kısmı çok ukalaca oldu
Elden fazlası gelmez ettim seni havale

Ek :)
Vazgeçip sildim bak plakanı ordan
Sen de güzelce git e mi hep yoldan
Yağdı işte yapacağız kardan adam
Kıskandım Volvo'nu sitemim ondan

14.12.08

nostalji

Cumartesi gecesini iple çektiren KingoDisco'yu izlemek hiç bu geceki (sabahki) kadar eğlenceli olmamıştı. Her dakikası zaman yolculuğu ve ayrıca benim için interaktif bir gece. Şimdiye dek hiç olay anında yazı yazmadığımdan mıdır nedir, güç yazıyorum :)

Gecenin bu saatinde üretmeye devam eden çalışkan insan Burçin'e armağan ettiğim "sıradaki şarkı" manasız oldu, o kişiyi anımsayamadık. Ama benim şarkım Zerrin Özer'in sevdiğim, izlerken herzaman duygulandıran "Paşa Gönlüm"ü oldu.

Hemen eklemek istedim. Kolay gelsin Burçinciğim ve teşekkür ederim :)


Serkan Civelek'i de ansalardı "tam" olurdu :) Program bitmediğine göre biraz erken eleştirdim ama adı geçerse dönüp yazıya eklerim.

16.11.08

çözümlemeli salon


Ikea'nın ana sayfasındaki fotoğraflardan birisi yukarıdaki. Gördüğümde çok şaşırdım. Zira tanıdık bir evde çekilmiş gibiydi. O evin sahibine armağan ediyorum, bir gün bakar da görürse kırmızı halı konusunu bir düşünsün diye.


Bursa Osmangazi'de Ikea'nın 4. şubesi de açıldı. İş olanaklarına bakılırsa ufukta Ankara'da Ikea görünmüyor. Kiraladıkları arazi duruyor yerinde. Açarlarsa gider dolaşırız. Açmazlarsa da "sen biliniz". Zaten para harcamaya pek de niyetimiz yok.

10.11.08

Saygıyla, sevgiyle ve minnetle anıyoruz.

30.10.08

oyunlar sobesi

Periliköşk 2008-2009 blog sezonunun ilk sobesini önceki hafta bana da atmıştı. İkimizin sobeleri tenis topu gibi, "Kimi sobelesem" derdimiz yok, o bana ben ona atıyoruz topu :) Dün Nazlı sordu "Yazmadın sobeyi daha değil mi?" diye. Periliköşküm de bana kızmadan hemen yayınlayayım. Aslında çoktan yazdım da, kapandı açıldı derken kaynadı. Daha ödüller var, onlara ayrı tören yapmak lazım :)* Bizde uyduruk oyunları Bilge kurar, o uydurur. "Anne şimdi sen markete alışverişe gelmişsin, ben de markette kasadaki kızım. Sen bana şimdi bunları uzat, ben onları geçireyim, sonra 'şunun büyüğü var mı?' diye sor. Ben de sana 'Arkadaşlarıma sorayım telefonla.' diyeyim. Sonra bana de ki..." şeklinde uzayan ve replikleri oyunun başında kural olarak belirlenmiş evciliğimsi oyunlarımız vardır.

* Uzun yolculuklarda güneye gidiyorsak Gölbaşı'ndan çıktıktan sonra, aksi istikamette de gişelerden hemen sonra arabada mutlaka uyuduğundan henüz "yol oyunlarımız-oyalamalarımız" yok. Uyumamaya başladığında ne tip oyunlar buluruz bilemiyorum şimdilik.

* Kitaplarda ayrıntı figürleri aklımızdan tutup birbirimize sorarız. Ebette her kitapta bu oyunu oynama imkanı yoktur ama dikkat gerektiren bir faaliyettir, Çok sever. Ben bildiğimde "yok ben diğerini tutmuştum" diyerek çark eder çoğunlukla.

* Bu bir uyduruk oyun değil ama, bir süre öncesine kadar yatmadan önce bütün bebekleri için yerde yatakcık yapar hepsinin üzerini birer örtü ile örtmeden uyumazdı. Bu da kabul edersiniz ki benim için pek de eğlenceli bir oyun değildi :) Fenalık gelirdi.

Aslında daha geriye degitmek isterdim. Benim bir defterim var kızımın varlığından itibaren tuttuğum... Ona yazdıklarım haricinde aklımda pek birşey yok açıkçası. İyi ki de onu tutmuşum diyorum. Yoksa bu konuda bir balık hafızalıymışım, bunu anladım.

Aslında bizim "uyduruk oyunlar"ımız çok da fazla değilmiş. Ya da ben farkında değilim onların uyduruk olduklarının :)

Periliköşküm, geç yanıtladığım için beni affet. Minnen'i de almayı çok istemişti. Gereksiz pahalı bir oyuncak olduğu için ekledim hem de oyun konusuna süs olsun diye. Şu ana dek bir at başı yapıp bir sopaya geçitmek aklıma gelmedi. Hem balık hafıza hem şaşkın anne :)

29.10.08

bayram

15.10.08

blog hareket günü

Çocukluk günlerime dair hafızamda kazılı duran bir fotoğrafa aittir Afrikalı çocuğun sinekler yapışmış gözleri ve açlıktan şişmiş karnı.

Onu gördüğüm günden sonra yokluk yoksulluk, açlıkla eşdeğerdir benim için. Yoksulsa açtır. Senin benim burun kıvırdığımız herhangi bir yiyeceğe muhtaç, susuz, aç... Bir zengin mutfağının bir akşamlık israfı ile belki de günlerce karnını doyuracak...

Kış akşamlarında havanın ne kadar da soğuk olduğu hakkında söylenip yürürken sıcak evimize ve yün atkımıza sarılmışken ellerimizde kalın eldivenler, pazarın köşesinde yerdeki sebze çöplerini poşete dolduran annedir yürekleri asıl üşüten.

Birilerinin eline bir tas çorba tutuşturabilsek, tenceresini fokurdatması için katkıda bulunsak üstelik bunu bayramdan bayrama değil düzenli yapsak... Hem bizim ruhumuz hem de başkalarının karnı doyar.

Böyle işte...

12.9.08

kirpiş

Önceki gece bahçemizde bir misafirimiz vardı. İnternetten ne yediğini, neler yaptığını araştırdığımız şirin ve çekingen dostumuz bahçe duvarlarını dolaşıp çıkacak bir delik aradı ve sanırım biz onu rahat bırakınca da geldiği yerden gitti. Kirpicik yine bizi ziyaret etsin diye onu bulduğumuz yere yiyecekler de koyduk. Geri gelmedi. Gelse çok sevinirdik. Çamın altında beslerdik.

10.9.08

kısa yazdan

Neler oldu yaz boyunca, yazmasak unutuluyor gidiyor. Kaydedelim, blogspot beni atana dek kayıtlı kalsın.

Bir pazar sabahı, saat 10 gibi eşim "Hadi hazırlanıp gidelim." dedikten 2.5 saat sonra İzmir'e doğru yola çıktık. Bir hafta boyunca evde olmayacağımız için bir poşete doldurduğum bozulabilecek yiyecekleri Batıkent çıkışındaki bir benzin istasyonunda çöpe atıp, çöp poşetini de İzmir'e getirdiğimizi eve girince anlamamızdan belliydi eğlenceli bir tatil olacağı...

Kite surf yapmadık tabii, yapanları izledik. Harika bir duygu olduğunu düşünürken gözümüze kaçan kum tanelerini temizledik. Rüzgar ve kumsal ikilisinin bu spora en uygun olduğu söylenen plajda, dalgaların üstünden uçup kaçan, suya düşüp hız kesmeden devam edenleri gözlemledik :) Alaçatı'da gezmedik, gittiğimiz gün çok kalabalıktı. Ben gündüzünü daha çok seviyorum.

Beş gün kalıp Ankara'ya dönmek için çıktık. Babam da dönüyordu ve bir arkadaşı ile İzmir'de iş ile ilgili görüşmesi gerekiyordu. Hay Allah, Çeşme'den çıkınca İzmir'e girmeden nerede oturup konuşulabilir ki? Hiç de gidesim yoktu ama, Ikea'nın kafeteryasında buluşmak üzere anlaştılar...

25 dakika sürecek olan görüşmede "İyi hadi ben de tur atayım bari." diyerek başladığım hızlandırılmış Ikea gezintimi "Bizim işimiz bitti, nerdesin?" diye sorduklarında "Kasadayım." diye yanıtlarken çoktan bitirmiştim. 25 dakikada da gezilebilecek olduğunu anladığım mağazada fazla zaman harcamanın gereksiz olduğunu, fazla zaman ayrıldığında fazla para da ayrılması gerekeceğini idrak ettim. Eve gelince 33x33 ve 50x16 ebatlarındaki tepsilerin Türkiye'de üretildiğini görünce sevindim. Adı aslında "barbar" değil. A harfinde iki nokta var, sanırım ve umarım İsveç dilinde iki noktalı A ile yazılan bu sözcük, bizim dilimizdeki anlamda değildir.

Daha çok Bilge ile oyuncaklara baktık. İstediği salıncak artık satılmıyormuş. 20 Ağustos itibariyle yeni ürünlerle ve katalog ile gelecekmiş. Söylenen tarihte ürünler ve katalog gelmemiş idi. Ikea da bulunduğu ülkenin müşteri hizmetleri prensiplerine adapte olabilmiş anladığım kadarıyla.

Bilge'nin çok sevdiği ve İş Bankası Yayınlarından çıkmış olan "Benim Minik Yıldızım" adlı hikaye kitabının kahramanı tikilere -sırf tilki oldukları için değil gerçekten- çok benzeyen KLAPPAR tilkileri, güllü dallı desenler dışında fare altlığı bulmadığım için LAGIS fare altlığını, desen çalışması yapabilmek için ahşap adamı da almayı ihmal etmedim.

Bilge gittiği her yere kitabını ve tilkilerini götürdü. Çok mutlu oldu ve onları çok sevdi. Kucağımızda tilkiler, kitabı her gece okuduk. Kitapta baba ve yavru tilki vardı, bizim büyük tilkimiz de baba oldu. Teması sevgi olan bu sıcacık kitabı çocuklarımıza öneririm. Babalar okursa çok daha iyi olacağını da belirtmek isterim.

Sıcak yaz günlerinde Ankara'da durup İzmir'de bulunanları kıskanç bir ifade ile düşünürken, birisi 45, diğeri 15 günlük İzmir tatilini sonlandıran Periliköşküm ve Bembim, kullanışlı ve şık armağanları ile beni mutlandırdılar :) Periliköşküm'ün elleriyle seçip 700 küsür kilometre benim için taşıdığı ve iki gün de Ankara sıcağında benim için muhafaza ettiği deniz börülcelerimi, Beyhan'ın da anlattığı gibi hazırladım ve derin dondurucuya yerleştirdim. Çözüldükten sonra limon, yağ ve sarımsak eklenince insana sanki Ege kıyılarındaymış hissi veriyor...

9.8.08

yaz tatili, paranın katili

Annemler birkaç gündür İzmir'deler. Annem sağolsun, "Ikea'dan birşey istiyorsan alalım." dedi. Bundan önce sorduğunda da"Sağol anneciğim istemiyorum." demiştim. Şimdi düşündüm de, GLIS, oyuncakların ayakkabılarını, giysilerini, minnacık aksesuarlarını, boyaları, tokaları, oyun hamurlarını toparlamak içi uygun büyüklükte. VASEN formu itibariyle çiçeklere fiyatından dolayı da bütçeye uygun bir seçim.  NORESUND'u bulursan iki tane isterim anneciğim, kanepenin iki yanına... Sepetler de kumaşlarımı koyabilmem için. 

Ama , "Paşabahçe'den vazonu al, kendi sehpalarını kullanmaya devam et, sepet için de Samanpazarı'na git bak, memlekette plastik kutu mu yok!" dersen de haklısın. Doğru söze ne denir :)

Gezmek için istiyorum zaten ben Ankara'ya Ikea'yı... Almak için değil.

3.8.08

etkileyen aşk romanları

Öykücü'nün yanıtladığı sobeleri okurken "Beni de, beni de sobelemiş olsa" diye içimden geçirmiyor değilim.

"En çok etkileyen aşk romanları" bana göre bir sobe değil. Zira roman okumayı pek sevmeyen biriyim ben. Fakat aşk ile ilgili ilk üç kitabımı sıralayabilirim düşünmeksizin. Şu günlerde bir miktar meşgul olduğum için ertelemek zorunda kaldığım için senden özür dilerim Öykücüm.

İlki, ortaokul yıllarımda okuduğum "Dilan"dır. Babamın sevgili arkadaşı ve Bilge'nin "Omar Bey"i Ömer Polat'ın, romanında anlattığı Dilan ile Mirkan'ın kısacık aşkı, okuduğum zaman beni derinden etkilemişti. Filmini izlediğimde ise, Mirkan'ın at üzerinde köyüne dönen cansız bedeni ergen kalbimi ziyadesiyle burkmuştu. Sadece bir bakıştan doğan aşkları ve ardından gelen üzücü olaylar ile nihayetinde mutsuz sonu ile "Dilan", içeriğindeki aşkın beni etkilediği ilk kitaptır.

İkincisi Homeros'un Truva Savaşı'nı anlattığı "İlyada"sıdır. Mitolojiye merakımın giderek arttığı, internetsiz dünyada bilgilenmenin tek yolunun kitap okumak olduğu yıllarda edindip okuduğum ve aynı yaz Çanakkale'de Truva'yı gezerken hayranlığımın arttığı bir hikayedir bu. Bunca acının çekilmesine neden olan Helen de Dilan gibi sinema filminde canlandırılmıştır. Her ikisi boyutları farklı da olsa birer trajedinin kahramanıdır.

Üçüncü etkileyici kitap, Can Dündar'ın "Yüzyılın Aşkları"dır. Bu kitapta Can Dündar'ın romantik anlatım tarzıyla desteklenen gözalıcı aşkları okurken, etkilenmemek imkansız. Fakat bu kitabın içinde de yer alan bir aşk vardır ki, henüz kitabı okumadan beni sarsmıştır. Kitapta bu anıya değinilmiş miydi şu anda anımsamıyorum ancak kitapta aşkları anlatılan kahramalanlardandı Melih Kibar ile Çiğdem Talu.

Melih Kibar, yurtdışındadır. Bulunduğu mekanda bir piyano, dışarıda ise muazzam bir yağmur ve fırtına vardır. Piyanonun başına oturan Kibar, içinden gelen o muhteşem besteyi kağıda döker. O dönem iletişim araçlarının sunduğu imkan her ne ise bir şekilde Türkiye'deki Talu'ya iletir. Çiğdem Talu, bu yetenekli insanın bestesini dinler ve söz yazar... Melih Kibar'ın ne koşulda, neyi düşünerek yazdığını bilmediği besteye bir de ad verir: İçimdeki Fırtına.

Aşk dendiğinde aklıma ilk gelen bu mükemmel telepatidir. Yüzlerce kilometre uzakta olan iki bedenin içinde yanyana atan bu bir çift kalp...

Beyhan, Kıymet ve Perilikosk'ün birer kitap kurdu olarak memnuniyetle yanıtlayacakları kanaatindeyim :) Fotograf: Anıttepe Lisesi web sayfasından.

25.7.08

Domatesin çekirdeği

Üzerindeki sarı bir leke değil, dalların arasından sızan ve kabuğunu parlatan güneş ışığı.

Çimlerimizi sulamadığımızı daha önce belirtmiştim. Çok şükür geçen yaz, o su kesintileri arasında bahçelerini sulayanlar faaliyetlerini sürdürüyor. 2007 yazından tek fark, o zaman bahçesini sulamayıp kurutan komşularımızın bu sene mis kokulu Kızılırmak suyu ile yeni ektikleri çimlerin yeşertmeleri oldu.

Bundan sonra her sene, bahçemizin tamamını sebzelerle dolduracağımızı söylediğimiz bazılarının burunlarını havaya kaldırıp "Sebze su istemiyor mu?" deyişlerine karşın, sebzelerimizi büyüttük. Mutfakta musluğun altına bir leğen konur ve o su biriktirilip bahçe sulamasında kullanılırsa, pek de su masrafı olmuyor. Bu cimrilik değil, su tasarrufu...

İlaç ve suni gübre kullanmadığımız bahçemizde, toprağa sadece doğal gübre takviyesi yaptık. Ayaş ve Mersin fideleri ile tohumdan yetişen kiraz domatesleri büyüttük. Şekildeki domates kesimden önce görülüyor. Düzgün şekli, hormonlu arkadaşlarını anımsatsa da, bastırıldığında içeriye göçmeyen dokusu bize iç yapısı hakkında ipucu veriyor. Keslim lütfen...


Dağılıp ezilmeden kesilen domatesimizin bir de enine kesitini alıyoruz. İçi dolu ve çekirdekleri ile orta kısmı arasında bir boşluk yok. Güzel bir kokusu ve benzersiz bir tadı var. İlaç kalıntısı barındırmadığı için kabuğu ile tüketilebilir.


Domateslerin en lezzetli anları, güneşin bütün ısısını depoladıkları akşam üzerleri... Çıtıpıtı bitkiden, hatta minnacık bir tohumdan büyüyen lezzet ve sağlık kaynağı domates çok sulanırsa yeşil kısmı büyüyor, ileride de mahsül ufak oluyor. Ekerken derine ekmek e gövdesini toprakla destekleyerek geç susaması sağlanabilir. Damla sulama yöntemi uygulanarak hem doğal kaynakları ekonomik kullanabilir, hem de daha fazla verim alabiliriz. Doğa biraz yüzüne güldüğümüzde bize neler veriyor.

8.7.08

Cevizin faydası, Bergama'nın Gaydası

Sert de görünsek, içimizde mutlaka birer kalp vardır...

Bergama Gaydasi - Husnu Senlendirici - Laco Tayfa

13.6.08

Begüm'den mim

Begüm, çocukluktan gençkızlığa geçiş döneminden itibaren tanıdığım, nefis bir gelin olduğunda yanıbaşında izlediğim, bana ablalık duygusunu ikinci kez yaşayabilmeme fırsatı veren, "gerçek hayatımdan" bir renk.

Beni mimlemiş, "çocukluk ya da gençlikte başimiza gelen tehlikeli veya komik bir olay" ile ilgili...

Ben 5.5 yaşımda iken, kızkardeşim doğdu. Tabii 5.5 yaşındaki bir çocuk, yeni doğan bir bebeğe göre çok ileridedir. Kötü ile iyiyi, tehlikeli ile güvenliyi anlayabilir, değerlendirebilir. Ama 5.5 yaşındaki çocuk etrafındakiler ona "sen ablasın, abisin" deseler de henüz çocuktur. Meraklıdır, o sorumluluğu sırtlanamayabilir ve en doğalı kardeşini kıskanabilir :)

Ankara'da muhtemelen sıcak bir pazar günü, ailece Çubuk Barajı'na gittik. Herkes, bebekliği de şimdiki gibi güzel olan küçük kardeşimi seviyordu. Bu durum, birkaç ay öncesine kadar etrafa tek çocuk ve tek torun olan beni, ziyadesiyle geriyordu. Babam fotoğraflarımızı çekti. Annem kardeşimi kucağında tutuyordu. Benimle ilgilenmeleri için ne yapmalıydım?

Ne demiştim, annem kardeşimi kucağında tutuyordu! Bebek arabası boştu... Bebek olmanın nasıl bir duyguya benzediğini değerlendirmek için iyi bir fırsattı. Hemen arabaya oturdum. Oturur oturmaz araba eğimli piknik alanından, barajın kenarına doğru sürüklenmeye başladı. Annem babama bağırdı, babam peşimden koştu. Yanımdan hızla geçen ağaçların arasından, hiçbirine çarpmadan süzülürken, babam etraftakilere beni durdurmaları için seslenerek koşuşuna devam ediyordu. Bu ne büyük bir keyifti, ama beni durdurmak istemelerine çok içerliyordum. O kadar da büyük değildim ve arabayı kırmazdım ki...

O gün korkmadım, ama aklım erdikten sonra çokça şanslı olduğumu düşündüm. Geriye o günü canlı tutan fotoğraftan, az sonra yapacağı yaramazlığı planlayan bu gülümseme kaldı.




Bu mimi kime yollasam Sweety'i mimledim gitti :)

13.5.08

Maymun

Bizim okulun bir tuhaf yanı var. Sanırım velilerin; olağanüstü bir gösteri izleme beklentisinde olduklarını düşünerek, çocukların kendi aralarında gerçekleştirdikleri hiç bir etkinlik ve eğlenceyi görüntülememize izin vermiyorlar. Sebep olarak da çocukların strese gireceklerini söylüyorlar. Bence yanlış bir düşünce... Onlar için sıradan olan bu etkinlik, biz veliler için büyük anlamlar taşıyabiliyor. Bu yönü dışında okulumuzla hiçbir sorunumuz yok, keşke her çocuk öye bir kurumda eğitimden geçebilse.
Bilge ve arkadaşları 23 Nisan eğlencesinde, okuldaki diğer arkadaşlarına bir gösteri sundular. Bir şarkı eşliğinde bir tanesi "tavuskuşu", üç tanesi "üç küçük hanım", üç tanesi "yaban öküzü" ve beş tanesi de "maymun" oldular. Öğretmenimiz herkesin rolüne uygun giyinmesini, maymunların da maymun kulağı ile gelmesini rica etti. Ben pire için yorgan yaktım, komple kostüm diktim. Kuyruğu da var ama göstermek istememişti :) Oysa o ojeli ve hızmalı bir maymundu!

10.4.08

kişisel

Bizi bilen biliyor, günlerce sabahlara kadar çalıştığımız projelerimiz oluyor. Bunların bazıları da sorumsuz kişiler yüzünden böyle sabahlara sarkıyor. Gene böyle bir dönemi bitirdik ve 10 gün önce bitirmiş olmamıza karşın, henüz kendimi dinlenmiş ya da enerjik hissetmiyorum.

Sorumsuz insanlardan nefret ettiğimi defalarca tekrar ederken içimden, kısıtlı zamanların birinde gazetede gördüğüm fotoğraf beni de, iş arkadaşlarımı da gülümsetti. Bu beşiz kardeşlere bakıp bakıp, daldık gittik hayallere. Gerçi şimdi büyümüşlerdir :) Fotoğrafı bilgisayarıma kaydettiğim için kaynağını bilemiyorum. Bu çok nadir rastlanan beşiz oğlaklara bizleri o bunaltıcı dakikalarda gülümsettikleri için teşekkür ediyorum. Fotoğrafı çekene de tabii..



"Saat 5 mi olmuş? Uyusaydık yahu!" dedirtecek kadar zamanı çabuk tüketirken, "Uykum yok ki, dün 30 dakika uyumuştum ya..." diyerek kendimizi iyi hissettiğimizi belirtirken, 3 saniye içnde rüya görüp gözümüzü açtığımızda gerçekten 3 saniye geçmiş olduğunu farkederken hep "bitecek" dedik durduk.

Bitti de... Herşeyin bittiği gibi... Bir gün dinlenip ikinci gün Mersin'e gittik. Hiç farketmediğim yönleri ve hep özlediğim yerleri ile bir Mersin turunun ardından o da bitti, şimdi de buradayız.

Bu arada günlerdir bir okul telaşı içindeyiz. Evimizin yakınındaki tek ve biricik okul 48 kişilik 1. sınıf mevcudu ile bizi "Ben almayayım." moduna sokmuşken, diğer okulların her birinin güzel ve kötü yanları, güçlü ve zayıf noktaları kafamızı karıştırıyor. Kimi zaman "En iyi okul, evinin yakınındaki okuldur." olmuyor. Her kafadan başka ses çıkıyor. Ben de bir okul ile ilgili duyduğum yorumları aktarmak istiyorum:

- Çok iyi bir okul.

- Çok kötü bir okul.

- Çocukları birey olarak değerlendiriyorlar ve değer veriyorlar.

- Çocuklara söz geçiremiyorlar.

- Öğretmenler çocuklardan çok kopuk.

- Çocuğum 3. sınıfa kadar okuma öğrenemedi, başka okula aldım. Hiçbirşey öğretmiyorlar.

- İki çocuğum da o okulda, ben İngilizcelerini mükemmel buluyorum.

- Hiç geziye götürmüyorlar.

- Çocuğa okulu sevdiriyorlar.

- Çocuklar yaşayarak öğreniyor.

- Her çocukla tek tek ilgilenip, sorunları okulda çözüyorlar.

- Tek bir ailenin çocukları geliyor (herhalde bu 1000 kişilik bir aile olmalı ki, çocuklar da okulu doldursun).

- Veliyi de seçiyorlar.

- Sorunlu çocuk istemiyorlar.

...

Bu sadece listemizdeki bir okul hakkında söylenenler. Listemizde 5 okul olduğunu düşünelim???

20.3.08

Dünyayı Güzellik Kurtaracak


Önemli bir konuda kampanya burada başlatılmış. Devletşah da beni davet etmiş konu hakkında yazmak için.

Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne göre, 18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır. Kanunen reşit olduğu ispat edilmediği sürece... Ama 18 yaşından küçükler çalıştırılır, evlendirilir, dilendirilir, okula gönderilmeyebilir, eline silah verilebilir, gerekirse "kanunen reşit olduğu ispat edilir" ve cezası kesilir. Her konudaki çocuk istismarını durdurun. Sağlıklı beslenmek, mevsime göre giysiler giymek, yaşına göre oyuncaklarla oynamak, sevgi ile büyütülmek, okula gitmek, bir işte çalışmamak her çocuğun hakkı.

Çocukluğumda dinlediğim şarkının o ve bugünkü anlamlarına gelince. "İlk" şarkı diyebileceğim bir şarkı yok, aklıma gelen ilk şarkı hakkında düşüneyim o zaman...

"Kalk artık sabah oldu,
Bütün lambalar söndü
Uykunun tadı kaçtı,
Uyku vakti yaklaştı."


Çocukken neşe içinde söylediğim bu okul şarkısını şimdi kızımı uyandırırken söylüyorum. Yorganın altına kaçtığı gün anladım ki, uykunun tadı kaçmaz...

Şarkı konusunu bilmem ama bu mim ile ilgili sobeleyebileceğim ilk kişi Kıymet. Zira kendisinin çocuk sömürüsü konusunda güzel bir yazı yazacağını düşünüyorum. Devletşah, anneleri sobelemişti, ben de Kıymet'ten sonra geleceğin annelerini; Nymphea, Öykücü ve Beyhan'ı konuya bloglarında yer vermeye davet ediyorum. Kabul ederlerse.

18.3.08

18 Mart




Babam ve annem, bizi Çanakkale'ye götürdüğünde; savaşın, başarının, ölümün, azmin, inancın, zaferin, hasretin, yokluğun, yok oluşun, varoluşun, acının, sevincin ve gururun olduğunu anlamıştım.

Beni en çok etkileyen görüntülerinin başında, havada birbiriyle çarpışmış vaziyette bulunan mermiler gelmişti. Mermiler o denli çoktu ki, hedefe ulaşmadan birbirine saplanıyordu. O gün hafızamla çektiğim fotoğraf, yıllar boyu silinmedi.

Ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün şu sözü, beni her defasında gözyaşlarına boğmuştur:

“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçikle yanyana koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."(*)

Bu sözü içtenlikle söylemiş bir lidere sahip olmuş olmanın verdiği gurur ile, "Bastığın yeri 'toprak' diyerek geçme, tanı." dizesinin iç ses olarak her adıma eşlik ettiği; bir milletin zaferini, inancını, birliğini, gücünü gözler önüne seren Gelibolu'yu çocuklarımıza gezdirmeliyiz. Ülkemizi seviyorsak ve çocuklarımızı birer vatansever olarak yetiştirmek istiyorsak...

---------------------------
fotoğraf: Paşanınyeri
(*) Uluğ İğdemir, Atatürk ve Anzaklar, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1985, s. 6.


29.2.08

29 Şubat Abla Kardeş Günü

Kardeşimle aramda 5,5 yaş var. Kimileri yaş farkını duyunca "AaaaAAAaa çokmuşşşş" der, ben buna sinir olurum. Hele çocukken-ergenken daha fazla sinirlendirirdi. İkimiz de yetişkin olunca aradaki yaş farkı yok oldu. Biz birbirimize hiç benzemeyen ama çok benzeyen iki kardeşiz.

Üniversite'ye Ankara'ya geldiğimde, o zaman internetin kullanımı da çok olmadığı için sürekli birbirimize mektuplar yazardık. Ankara'dan attığım mektup 2 gün sonra elinde olurdu. Aynı şekilde onun mektubu da benim elimde... Şimdi o mektuplar bir koca kutuda duruyor. Kimi zaman oradan buradan, eski kitapların arasından çıkan unutulmuş mektuplar bizi gülümsetiyor. Bazen de kahkahalar şellale oluyor...
.
Gene böyle bir mektup terapisine şöyle başlamıştım;
.
"Bir gün bir abla, uzaktaki kız kardeşine bir mektup yazmış. Mektubu 29 Şubat'ta eline geçecek şekilde postalamış. Gerçekten de mektup 29 Şubat'ta kızkardeşinin posta kutusundaymış ve o günden sonra 29 Şubat Abla Kardeş Günü olarak kutlanmış. Abla, 29 Şubat'ı dört yılda bir geldiği için seçmiş ki, her sene birbirlerine masraf olmasın."
.
Gerçekten de mektubum ona 29 Şubat'ta ulaştı. Geç ya da erken gideceği tutsa, büyüsü kaçacaktı.
O günden sonra bu sanırım 3. Abla Kardeş Günümüz. Dört yılda bir kutladığımız için keyifli ve espirili. Biz, birbirimizi düşünmek için özel günleri beklemeyen kardeşleriz fakat cüce şubatın boyunun uzadığı bu gün, daha bir eğleniyoruz.
.
Tablo'yu Pablo Picasso senin için yapmış; dünyanın en Picassosever kardeşi için :) İyi ki benim kardeşimsin. Başkasının kardeşi olsaydın çatlardım herhalde :D

24.2.08

sobeli posta-çilekli pasta

İlk sobemiz Öykücü'den. "Yaptığın en aptalca alışveriş." Bu hususta Bembi'yi ve Kıymet'i sobeliyorum.

* Evlenmeden bir süre önce, o günkü maaşımın 1/4 ünü vererek aldığım nevresim takımıdır benim en aptal alışverişim... Satan kişi, annemin çok yakın bir çalışma arkadaşının kardeşi olduğu için "İğrenç bunlar." diyememiş ve o kişiden bir ürün almak zorunda olduğumuzdan çatır çatır parasını ödeyerek almıştım.

Halbuki beğenmediysen alma... "Benim tarzım değil." de, sen yıllarca her gördüğünde sinir olana kadar, bırak o bir kereliğine ve o anda bozulsun. Aptalca alışverişi duyunca aklıma ilk gelen bu o zamana göre pahalı ve bugüne göre kullanışsız nevresim takımı oldu. Normalde çıtçıtlı ya da düğmeli olur ya nevresim... Bunun ortasında bir eşkenar dörtgen pencere var, yorganı oradan içine yerleştirmek gerekiyor, ortasına da güya satenden süs koyulacak! Tam bana göre... 8 yıllık evliyim, o kadar zaman geçti sinirim geçmedi... Yazdım, gene geçmedi.




İkinci sobe Periliköşk'ten. "Uzun ince bir sobeyim" sobesi. Sobelenmek isteyenleri sobeliyorum :) Bilemedim.

İSİM VEYA LAKABINIZ: Deniz.

DOĞUM YERİNİZ: Ankara.

HOBİLERİNİZ: Fikir jimnastiği, araba kullanmak, yapboz yapmak, dizi filmleri eleştirmek, iplikler, boncuklar, kitaplar... Herşeye bir kulp takmak. Dergileri karıştırmak.

EN DEĞERLİ ÜÇ ŞEYİNİZ: Kızım, eşim ve ben :)

OLMAZSA OLMAZ DEDİĞİNİZ ŞEY: Su, hava, ağaçlar, ayakkabı, internet.

ETKİLENDİĞİNİZ BİR KİTAP: Sunay Akın'ın "Kırdığımız Oyuncaklar"ı...

EN SEVDİĞİNİZ ŞARKI: En çok Ege türkülerini severim.

GİTMEK İSTEDİĞİNİZ YER: Mardin'i görmeyi çok isterim.

EN YAKIN ÜÇ BLOG ARKADAŞINIZ: Yakın derken? Oturduğum semte yakınlar mıydı?

UNUTAMADIĞINIZ BİR ANI: Sadece birkaç yıl önce muhabir arkadaşımız ziyaretimize gelmişti. Fotoğraf makinesinin arkasında ekranı vardı ve ve bu tür bir yenilik beni şaşırtmış ve hayrete düşürmüştü.

BURCUNUZ: Terazi.

İLGİLENDİĞİNİZ SPOR DALI, YOKSA TUTTUĞUNUZ TAKIM: Hiçbir zaman takım sporu yapmadım. İşyerimizde masa tenisi oynarız. Çoktandır oynamıyoruz gerçi... Galatasaraylıyım.

İDEAL BİR KADIN NASIL OLMALI: Şu anda Popstar Alaturka var tvde. İdeal kadının Ebru Gündeş olduğunu öğrendik. Hanımefendi, güzel vs.

İDEAL BİR ERKEK NASIL OLMALI: Aynı programda Osmantan Erkır'ın da ideal erkek olduğunu öğrendik. Bülent hanım kendisine "35 karat pırlanta gibidir" dedi.

TEKNOLOJİNİN GELİŞMESİ OLUMLU MU, OLUMSUZ MU?: Olumlu. Marifet olumsuz kullanmamakta.

İCAT EDİLMESEYDİ NE YAPARDIM BİLMİYORUM DEDİĞİNİZ ŞEY: Bulaşık makinesi. Nefret ederim elde bulaşık yıkamaktan. Çamaşır da tabii.

İNSANLARIN SÖZLERİNE Mİ, YOKSA GÖZLERİNE Mİ İNANMALI?: Sözlerini, gözlerine bakarak değerlendirmek lazım.

HAYATTAKİ SEVİNÇ KAYNAĞINIZ: Kızımın varlığı. Ailemin sağlığı. Evdeki huzur, zenginlik budur.

HAYATTAKİ EN BÜYÜK KORKUNUZ: Kızımın gözü önünde ölmek.

MANTIK EVLİLİĞİMİ YOKSA AŞK EVLİLİĞİMİ: Mantık.

EN SEVDİĞİNİZ YEMEK: Zeytinyağlı kereviz.

EN SEVMEDİĞİNİZ YEMEK: Yoğurtlu dereotlu taze bakla.

BLOG SAHİBİ İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİNİZ: Periliköşk... Onunla buluşacağımız mekana girdiğimde, karşıda oturan uzun kirpikli, güleryüzlü, güzel kadına gülümseyiverdim. Kızlarından tanırım diye düşünmüş, onu daha önce hiç görmemiştim. Adını bile önceki akşam öğrenmiştim ama parıldıyordu işte... Yanına oturup konuşmaya başladığımda, hiçbir yabancılık hissetmedim. Öylesine içtendi ki. O güne dek yazılarındaki okurluğum, kocaman bir sevgiye bıraktı yerini. Sevgi ve merakla, beğeniyle takip ediyorum :)

15.2.08

istemem yan cebime koy :)


Dün kabartmatozucuğumun 1. yaşını kutlamam gereken günmüş. Periliköşkümün yıldönümü yazısını bu sabah okuduğumda farkettim. Meğer sarı saplı Ikea alışveriş poşetinin fotoğrafını arayıp bulduğum günden beri 366 gün geçmiş :) 1 yıl sonra hayatımda nelerin olacağını tahmin edemezdim. Bana yorumlarınızla, sayfalarınızla, dostluklarınız ve arkadaşlıklarınızla kattıklarınız için tek tek teşekkür ederim.
Zaman içinde blogun içeriği değişse de, Ikea'dan gelecek bir "Mutlu Yıllar!" paketine hazırım :) İçinden de yukarıdaki kanepeler çıksa hiç de itiraz etmem!

3.2.08

çevirdiğim işler


YemekNâme'nin şubat sayısı, dopdolu içeriği ile sevgililer gününe özel hazırlandı. Kırmızı kapağı ile de pek şık doğrusu :)

Hazırladığım hediyelerin birisi 14 Şubat Sevgililer Günü nedeniyle eşime teslim edilirken, diğeri 29 Şubat Abla Kardeş günü münasebetiyle kardeşimin oldu!

Deniz ne okusun :)

Başlığımın misafiri, Nazlı'nın kızı Deniz... Nazlı, "Deniz ne okusun?" diye sormuştu. E tatilin yarısı bitti, kalan kısmında okuması için önerilerim;
.

İlk önerim Yapı Kredi Yayınları'ndan, "Kış Masalları". Mevsim koşullarına uygun günler geçirdiğimiz şu günlerde görsel anlamda da doyurucu olacak bir kış kitabı.

.

Diğer önerim Yine Yapı Kredi Yayınları'ndan, "Mumuk Fotoğraflarda". "Mumuk" bir seri karekteri. Önceden takip edilsin ya da edilmesin, bir çizgi karekterin albümüne bakmak, onun hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek değişik ve hoş bir tecrübe olabilir.

."Dev Şalgam" ise Tolstoy'un bilindik bir öyküsü. Ekindu Yayıncılık'tan çıkmış. Dev bir şalgamı yerinden kıpırdatamayan çiftçinin, eşinden, çocuğundan, köpekten vs. destek gelir, ancak zincirin son halkası minnacık bir faredir. Bu benim çocukluğuma dair çok net ve tatlı bir hatırası olan bir kitaptır. Benim kitabım Rusya'dan (SSCB idi o zaman elbette) gelmişti dolayısıyla Rusça idi. Anlamasam da harika resimlerine bakmak beni mutlu ederdi. Birlikten kuvvet doğduğunu gözler önüne seren ve bence çok anlamlı bir kitap.

.

Bir de "Kız Çocuklarına Resimli Öyküler" kitabımız var Bilge Kültür Sanat tarafından hazırlanmış. Kitabın bir de erkek çocuklar için olanı var :) Deniz de Bilge gibi pembeci değil anladığım kadarıyla. Belki her ikisini de okumak hoşuna gidebilir :)

Deniz'e bol kitaplı günler...

30.1.08

derin bir nefes

Sevgili Devletşah'ın "nefesimi kesecek anlar" konusunu bana göndermesi çok hoşuma gitti doğrusu. Bu biraz da kendi hedeflerini gözden geçirip, kendine diğer taraftan bakabilmek... Üç kademeli oyunumuzu zevkle sürdürüyorum. Tunç Kılınç'ın orijinal sorularıyla... Ben beşer madde ile sınırladım kendimi.
Oyunu kimlere gönderseeem :) Acemiaşçı, nymphea ve fikrimin ince gülüme... Yanıtlamak isterlerse tabii...


.

"İşte bunlar... Bakalım kaç tanesi gerçek olacak?"
.
* Ülkemizin "çağdaş uygarlık düzenine" ulaştığını, "gelişmekte olan ülke" sınıfından sıyrılıp "gelişmiş ülkeler" arasında sayıldığını görmek,
* Başka gezegenlerdeki bir yaşam belirtisinin gerçek ve net bir görüntüyle ispatlandığına şahit olmak (mesela "Signs" filminde video kaydına yakalanan uzaylı gerilim kaynağını gördüğüm andaki gibi :)),
* Kızımın çok severek kazandığı fakülteden, başarıyla mezun oluşuna şahit olmak,
* Seyahate çıkmak için şuradaki aracın bir benzerini kullanacağımızı öğrenmek,
* Küresel ısınmanın durduğunu, bahsedilen tüm risklerin ortadan kalktığını, canlı çeşitliliğinin arttığını ve insanlığın bilinçlenmesinden ötürü dünyanın masmavi bir gezegen olduğunu görmek, tarihi ve gerçekleşip gerçkleşmeyeceği belli olmayan ama olursa nefesimi kesecek anlardan...
.
"Hemen yapabileceğim halde yapmayı neden beklediğimi bilmediklerim."
* E sınıfı ehliyet almak,
* İkinci bir yabancı dil öğrenmeye başlamak,
* Mardin ve Artvin'e gitmek,
* Ailemdeki yaratıcı ve cin fikirlilerle iş kurmak,
* Flash'ı daha iyi kullanabilmek; yaptığımda mutlu olacağım, yapmayı istediğim ve uygun koşullar olmasına karşın niye yapmadığımı bilmediğim hedeflerim.
.

"Bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı yapacaklarım..."
* Daha genç bir yaşta, hatta iki kez anne olmaya karar verirdim yeniden doğsaydım... Şimdi geç. Tıpkı 7'nin çok geç olduğu gibi :)
.
İmaj istockphoto.com'dan kellykellykelly.

16.1.08

üşeniyorum, öyleyse yarın!

.

Sevgili Kıymet, beni "Yapmak zorunda olduğumuz hâlde, bir türlü yapamadığımız kolay işler." hususunda sobelemişti. Ben de periliköşkümü peşinen sobeleyeyim de, sonra unutmayayım :)
.
1- Liseden arkadaşım, yıllar sonra yeniden bulduğum arkadaşım Serap'ı aramayı ihmal etmeme anlam veremiyorum. Aramam lazım, ama "Bebek uyuyordur, şimdi geç oldu, telefon nerdeydi" gibi düşüncelerle erteliyorum. Muhtemelen bana küsmüştür. Haklı. Tahtaya yazsaydım, gözümün önünde olurdu, bunca zaman ertelemezdim herhalde.
.
2- Evimizdeki oyuncak çeşitliliği, orta halli bir oyuncak dükkanını dolduracak seviyeye ulaştığından beri kapaklı kutular bile yetmiyor. Düzenliyorum, kutunun yarısı boş kalıyor. Tekrar dökülüp toplanınca kapanmıyor kapaklar. Bu nedenle TROFAST türü bir depolama ürünü benim işime çok yararayacak gibi görünüyor.
.
3- Bilgisayarın 2 kez göçüp her dosyanın silinmesinden akıllanmıyor ve kızımın fotoğraflarını DVD'ye çekmeyi erteliyorum. Halbuki çek DVD'ye, güzellerini de düzenli olarak her ay fotoğrafçıya gidip çıktı al, albüme koy. Yok... Ne zaman yapacağım bunu? Bir daha silindiklerinde herhalde...
.
4- Boncuklar karıştı, çiviler, halkalar hepsi iç içe. Neden? Kutu yere düştü de ondan. Kapağı kırık boncuk kutusunu toplamak ve düzenlemek ile ilgili bir planın var mı Deniz? Kaç bahar sonraya denk geliyor bu plan? Belki minik FIRA, sana bu gücü verir? Çekmeceli objeleri seven canım arkadaşıma selam olsun :)
.
5- Ve kendine saygıyla ilgili son erteleyiş. Hayat koşturmacası içinde yüzüme hafif bir nemlendirici sürmeyeli kaç ay oldu... Hmm, 1 ay olmuş :) Kendime güzel kremler, mümkünse de kaliteli bir göz kremi almak istiyorum. Aynaya bakınca şimdikinden daha düzgün bir cilt görebilmek için.
.
Biyonikkedi ve Öykücüyü de sobelesem kabul ederler sanırım :)

9.1.08

hayallerim, aşkım ve kuru domates

2008'den beklentim, Eylül ayının sonunda bu fotoğrafın bir benzerini çekmek ve bloguma ekleyip altına şöyle yazmak : "Biz artık şuradaki evde oturuyoruz." Fotoğraf: Sollie79 flickr'den.

.

2003 yılında bugün hastanede ikinci gecemizi geçiriyorduk. Eşim ve biricik kardeşim bu yeni hayatın ilk anlarına kesintisiz tanıklık ederken, Bilge kocaman gözleriyle bizleri süzüyordu.
.
Kızım 5. yaşını bitirdi, ben anneliğimin, babası babalığının, teyzesi teyzeliğinin, halalar halalığının, dedeler, büyük anneler, vs vs... herkes hayattaki bu rolünün 5. yılını bitirdi.
.
Doğum günü sabahı, parmaklarının herbirini eldivenin doğru parçasına bir hamlede sokuverdiği için "Aa, bak bugün doğum günün ya, nasıl da büyümüşsün, eldiveni hemencecik giydin." dediğimde gözleri parlayacak kadar büyüme heveslisi,
.
Her sabah bebeklerine montlar, patikler giydirmeden okula gitmeyecek kadar sevgi dolu,
.
Birbirine geçen parçalarla Atakule yapmaktan asla bıkmayarak, her iki parçayı birleştirdiğinde "Anne bak ne yaptım, senin için yaptım" diyecek kadar meraklı ve bonkör :),
.
Geceleri uyanıp, "Anne kötü şeyler gördüm, uyumayacağım" diyerek ağlayacak kadar çocuk,
.
Abakmak ve emok sözcüklerini kelime hazinemize armağan edecek kadar yaratıcı,
.
Formasını ancak banyodan banyoya çıkartmaya razı olacak kadar pis bir Galatasaraylı,
.
En sevdiği koku çikolatanınki olan, boş ekmek ve boş çikolata sevdalısı,
.
Ben ağlarken, "Anne ağlama, bak biz yanındayız." diyecek kadar duygusal...
.
"Kostümü sen dikme, para verip alalım." diyecek kadar bana güvenmeyen, ama bitip de giydiğinde "Anneciğim iyi ki almamışız, çok güzel olmuş." diyerek bana sarılıp öpen,
.
"Pastamı sen yapma, para verip alalım." diyecek kadar da bana güvenmeyen, ama okulda gördüğünde "Anneeee, ne güzel yapmışsın parlak parlak." diyerek boynuma sarılıp öpen...
.
Ruhum, aşkım, hayatım, bebeğim, yavru kuşum, bitanem, ev arkadaşım, uyku arkadaşım, en parlak, en güzel yanım benim.
.
İyi ki varsın, iyi ki sen olmuşsun, sen doğmuşsun...
.
.

Veee benim için duygusal olan bu yazıdan sonra karşımızda Yemek.Nâme'deki tarifimde bahsi geçen kuru domates. Beypazarı kurusu kadar kuru, pul biber kadar ince çekilmiş, yaz mevsiminin lezzetini kışa taşıyan kırmızı, nefis ve kayınvalidemin elleriyle kuruttuğu temiz çeşni.

Ve diğer blogda da belirttiğim gibi; geceleri de evde çalışmaya devam etmemi gerektirecek iş yoğunluğundan dolayı postalara ara veriyorum. Muhtemelen 15 gün sonra görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın.

5.1.08

hıh

Ikea'nın web sayfasından artık alışveriş mümkün. Prosedürü izleyerek, kredi kartınızla ödeme yaptıktan sonra siparişiniz belli bir ücret karşılığı evinize teslim ediliyor. İzmir ve İstanbul dışındaki illere sevkiyat var mı, bilemiyorum. Bu iyi mi yoksa kötü bir haber mi, onu da bilemiyorum.

3.1.08

yeni yıldan-2 (konuk yazarlık)

Aslında aşağıdaki yazımda biraz anlattığım yeni yıl gecesinde, evimizde telefon olmadığı için internete girememenin verdiği bir tatlı gerilim vardı bende. Üstelik cep telefonlarımız da çok nadir çekiyordu, bu nedenle "medeniyetten kopuş" oluverdi.
Konuk olduğum Yemek.Nâme'nin Ocak sayısını, eve dönünce indirebildim. Konukluğumun içeriğini, dergiyi indirince görebilirsiniz :)

yeni yıldan

Yeni yılın ilk macerası, ilk yazısı...

2007'nin sondan 2. günü, türlü aksiliklerle dolu bir gündü. Bir de üstüne üstlük, eşim "Haydi bugün gidelim." dediği için aniden evden çıkarak Bolu'ya, ailemizin minik evine gittik.

31 Aralık akşamı, ailemiz dört kişilikken yaşadığımız coşkulu yeni yıl akşamlarından çok farklıydı.



En azından eskiden örgü örerek yeni yıla girmezdik :) Soldan sağa; benim ellerim (eşime kazak örerken), annemin elleri (Bilge'ye hırka örerken), babamın eli (kanal kanal gezerken).

Bilge hastalandığı için biraz yorucu bir akşam ve gece geçirdim. Ona okulda giymesi için diktiğim kostümünü, o gün Ankara'da olmadığımız ve dolayısıyla okuldaki partiye gidemediği için giyemedi. Hasta olduğu ve ağlamadığı dakikalarda uyukladığı için, evde de giyemedi.

Bugün giydirip görüntülemek istedim.


Kalıbımı Burda dergisinden çıkarttım. 3. kare, dergideki model. Kollarını değiştirdim. Ayrıntılı görüntülerini daha sonra vereceğim. Elbisede tafta kullandım. Bedenini, fazla ince olmaması için iki kattan kestim. Kollarında ve etek süsü olarak geniş delikli parlak tül kullandım. Bu malzemenin bir adı var mı bilmiyorum, ama onu dikmek çok sinir bozucu.

Piyasadaki kostümleri çok ince, çok pahalı ve çok özensiz bulduğum için kendim dikmeye karar verdim. Fermuarını dikip Bilge'ye giydirdiğimde "Biteceğine inanmamıştım anne." dese de, dikmek için yaklaşık 2 akşamımı verdim. O aslında "Senin böyle birşey dikebileceğine inanmıyorum." demek istiyordu :) Ve "Anne lütfen kostüm alalım, sen dikmeeee." diye beni ikna etmeye çabalamıştı.

Ama bittiğinde çok beğendi. Giydiğinde tam bir prenses oldu. Sanki birazdan halkı selamlamak için sarayın balkonuna çıkacakmış gibi evde dolaştı.

30.12.07

Mutlu Yıllar!

Herkese Mutlu Yıllar Dilerim! :)

Çarşamba gününden sonra görüşmek üzere...

18.12.07

iç sesli yazı

Bugün Bilge'yi okula bıraktım. Okuldan eşimi aradım, işe birlikte gidelim mi diye soracaktım. Telefonuna ulaşamayınca bastım gaza. Çevre yoluna çıkınca, Modern Sabahlar bitmişti ben de CD dinleyeyim dedim.

Mor ve Ötesi'nden aşağıdaki şarkıyı başladım dinlemeye. Kendilerinin en sevdiğim parçalarıdır. Bangır bangır açtım sesi, ben de söylemeye başladım.

Yolda giderken hem söylüyorum hem de bir yandan "Yandaki arabadan bana baksalar deli mi derler, söyleniyor mu derler yoksa kendilerine küfür ettiğimi mi sanarlar?" diye düşünüyorum. Göz ucuyla da bakmıyorum, hani göz algılar ya görüş açısının uç noktalarını... İşte o uç noktada bir araba yanımda atbaşı gidiyor. Bir yandan "Sussam." diyorum, diğer yandan söylemeye devam ediyorum. Araba yanımdan gitmek bilmiyor...
Sonra önüme geçiti. Plakasına baktım.

Eşimmiş. Hem koca kalabalık trafikte eşine rastlamak ilginç, hem eşimin beni öyle görmüş olması ilginç. En azından onun için ilginç :)

Mor ve Ötesi'ne selam, yola devam.

17.12.07

takıntılar

Biyonikkedi'ye sipariş vermiştim, "Bir daha sobede beni sobele." diye :) O da unutmamış, sağolsun.

* Yoğurt, labne peyniri, ketçap, mayonez gibi gıda maddelerinin kapakları altında folyo vardır. O folyoyu açarken, kabın üzerinde bir minik parçacığının bile kalmasına tahammül edemem. Mutlaka bütünüyle üzerinden çıkmış olmasını isterim. Önce bunu yazdım, çünkü bir süre önce takıntılar sözkonusu olsa ilk bunu yazmalıyım diye düşünmüştüm.

* Dışarıda çekirdek yediğimde mutlaka kabuklarını avucumda biriktiririm. Asla yere atamam. Alışkanlık hem de takıntı.

* İş yerinde başkasının kullandığı bir klavye, monitör, masa ya da kalemlik bana geçecekse, mutlaka dezenfektan ile sildiririm. Telefonumu yabancı birisi ellediyse, silmeden kullanamam. Silmeden kullandığım herşey beni kaşındırır.

* Yolculuğa giderken mutlaka kırmızının koyu bir tonundaki ojemi yanıma alırım.

* Sigara dumanı olan kapalı bir mekanda oturamam. Arıza çıkarırım :)

* Yapboz yaparken kutuyu açtıktan sonra hemen kenarları ayırırım, dizerim ve eksik olan kenar parçası 1 tane bile olsa, kutudaki bütün parçaları tek tek kontrol edip onu bulmadan yapmaya başlayamam.

Daha da vardır muhakkak, aklıma gelen ilk birkaçını yazdım. Şart 3 kişiyi hedef göstermekmiş :) O zaman ben de yeni tanıştığım Nazkız, sobe borcum olan Çekirdeksizüzüm ve bundan sonra her sobelendiğimde sobeleyeceğim Periliköşkcüğümü sobeleyeyim :))

13.12.07

röportaj sobesi

Bu sobe, Çekirdeksizüzüm'den. Bu kez kendimi, röportaj yapılan biri gibi hissettim :)


1. Blogda yazmaya ilk defa nasıl başladım?
Yaklaşık 3 sene önce başladım. Önce bir fotoğraf iletim mekanizması olarak kullanmaya başladığım blog sistemi, daha sonra türlü kılıklara girerek nihayetinde şu an gördüğünüz içeriğe dönüştü.

2. Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
Bu blogumda eskiden belirli bir içeriğe yer veriyordum. Bir süre sonra biraz daha kişiselleştirdim. Belli bir çizgide gitmeye çalışıyorum.

3. Blogda yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Hayır. Feragat edilmeye başlanırsa, keyif olmaktan çıkacağını sanıyorum.

4. Blogda yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Zorunlu bir hal almadı. Her gün güncellemek gibi bir iddiam yok. Öyle olsaydı belki gerilim unsuru olabilirdi.

5. Blogda yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Hayatımdan feragat etmemi gerektirip, artan bekleyiş yüzünden zorunlu hale gelirse ben de bu maceraya son veririm.
Çekirdeksizüzüm'e teşekkürler. Kimi sobelesem kimi... Öykücü'ye bir sobe borcum vardı, ödemiş olayım :)

10.12.07

sinerji


Ikea'nın katalogunda, örnek olarak hazırlanmış mekanlarda kullanılan eşyaları tek tek bulmayı seviyorum. Böylece gözüme hoş görünen bütünü parçalara ayırdığımda, yine aynı hissi uyandırır mı, görmüş oluyorum.

7.12.07

meslek sobesi

Öykücü sobeledi bu kez beni, hayalimdeki meslek konusunda... Söz hakkı doğmuşken iyice konuşayım:

*Anaokulundayken, doktor olmak isterdim.

*İlkokuldayken, doktor olmak isterdim. "Biliyorum bütün çocuklar doktor olacağım der. Ama ben gerçekten doktor olacağım." derdim.

*Ortaokuldayken, arkeolog olmak isterdim. "Biliyorum arkeologlar zor iş buluyor. Ama ben bir esere ulaşacak olmanın verdiği heyecanı yaşamak, topraktan çıkarttığım eserleri müzede görmek istiyorum." derdim.

*Lisedeyken, piyanist olmak isterdim. "Biliyorum konservatuar sınavını kazanmak çok güç. Ama ben bunu başaracağım." derdim.

Sonra ne mi oldu? Lisede MF alanında eğitim gördüm, o zamanki Öğrenci Seçme Sınavı'nda MF tercihlerimin yanında bir de TM tercih yaptım. Onu kazandım.

Bugün, lisans diplomamı aldığım alandan tamamen alakasız bir konudaki mesleğimi yapıyorum. Hayalimde de birbirinden bağımsız birçok meslek var. Mesela devasa bahçelerimin olmasını ve organik sebze meyve yetiştirip satmayı çok isterdim. Ve Ali Baba'nın çiftliği gibi şirin bir çiftliğimin olmasını...

Mimi'yi sobeliyorum ben de :)

1.12.07

dergiler

Bu ay Kevgir dergisi, geçen hafta yitirdiğimiz Esra Öztürk anısına hazırlandı. Onu tanıyan, tanımayan dostları, arkadaşları tariflerini sofralarına taşıdı. Bengi, Büyüleyen Mutfak Kokusu için hazırladığı Esra'nın sevimli perisini, Kevgir'i kucaklamış şekilde çizdi. Ben Esra'nın her Kevgir zamanı arkadaşlarına güç vereceğinden eminim. Nur içinde yatsın.


Yemek.Nâme de bu ay 5. sayısıyla bilgisayarlarımızda. Yazarlarının bazılarını bizzat tanıyor olmanın verdiği heyecanla ve gururla takip ediyorum Yemek.Nâme'yi . Bu ay ben de varım içinde :)

İpek ile tatlı bir sohbet gününün ardından bol kahkahalarda bir çalışma yaptık. Kız annelerinin minik sürprize bayılacağından eminim. Diğer sürpriz ise hem kullanışlı hem de çevreye saygılı... İpek'in hediyeleri sunum şekline ise bayıldım. Masa gene harika :)

Çekim öncesi çok heyecanlandım. Ellerimi bol bol kremledim. Zira kuru ve kötü görünmesini istemedim. Gelirken şu muhteşem keki de getiren İpek'e "Dur pırlanta yüzüklerimi(!) takayım." dediysem de, alyansımı bile çıkartmışım.

Benim için eğlenceli, değişik bir çalışma olmuştu. Bugün dergiyi görünce çok mutlu oldum.

Bundan birkaç gün önce Bilge'ye pantolon dikmiştim. Çıtçıtını bastırınca onu da ekleyeceğim.

29.11.07

sobe

Periliköşk'cüğüm beni sobelemiş...

Ben küçükken; "Annem becerik değil. Bana kardeş doğuramıyor." diye herkese dert yanmışım ve annem bana cevabını en güzel şekilde vermiş :)

Aslında ben; Periliköşk beni sobelese de, yazsam diye bekliyordum :)

Aslında ben; saçımı kısacık kestirmek istiyorum. Çok rahat ediyorum, kafamın şekline yakıştığını düşünüyorum. Ancak sonra uzatmaya karar verince o geçiş dönemi korkunç oluyor. Hem de kendime özen göstermem gerekiyor. O yürek de bende yok şu aralar.

İlk kopyamı; anneme bir velisinin Almanya'dan getirdiği bir boyama kitabından çektim. Beyaz parşömen kağıdı üzerine koyar, kurşun kalemle alttakinin konturundan gider, böylece aynı resimden dilediğim kadar boyayabilirdim :)

En saçma huyum; birkaç kilo vereceğim diye yeni pantolon almamamdır. Bu sobeyi Öykücü'de okuduğumda, ben de sobelenirsem aynı cevabı vereceğimi yazmıştım. Bir de kızların "Nasıl oldu?" diye kafalarını kabine daldırıp bakmalarından nefret ettiğim için kimi zaman giysi denemekten hoşlanmam.

Cep telefonum; şurada da görülen telefondur. Telefonun markasını bilirim, modelini bilmem. Model numaralarını öğrenip ezberlemek yerine, hafızamda telefon numaralarını tutmayı tercih ederim. Cep telefonu benim için aramak istediğimde aramaya yarayan bir nesnedir. Fotoğraf çekiyor mu, bluetooth özelliği var mı, mp3 çalar mı çalmaz mı benim için önemli değildir. Bunu da bir önceki arızalandığında piyasadaki en ucuz ürün olduğu için almıştık. Pek özelliği yok, olsa da istemem...

Aşk bence; anneannemin radyodan bir Türk Sanat Müziği parçasını dinlerken mırıldanması, mırıldanırken birden gözlerinin dolup "Halit Bey çok güzel söylerdi bunu... Canım benim..." diyerek yanaklarından usulca, damla damla yaşların süzülmesidir. Halit Bey benim dedemdir.

En sevdiğim bloglar; sevdiğim bloglardır.

Yanıtlamak isterlerse; Beyhan, Kıymet ve Delfina'ya gönderiyorum.

24.11.07

24 Kasım


İnsanın iki tane bloga sahip olması, birisinde yazamadıklarını diğerinde yazabilmesine imkan veriyor. İnsanım ben de, paylaşmak istiyorum, yazmak, çizmek kimi zaman haykırmak istiyorum.

Bu bir günah çıkarma değil elbette. Büyüleyen Mutfak Kokusu'nun adını, kardeşim çizimini yapıp da sayfasına koyduğunda duydum. Çizimdeki kadın; enerjik, neşe dolu ve kilosuyla barışık birisini çağrıştırdı bana.

Halam "İnternetten tarif ararken, bir sayfa buldum. Benim gibi tombiş bir kadın vardı baş tarafında. Elinde de sihir sopası vardı. Aa bir baktım Bengi'nin adı var üzerinde, o mu çizdi?" diye sorduğunda, internetin ne kadar büyük ama bir o kadar da küçük olduğunu düşünmüştüm.

Halamın, yeğeni ile tanışıklığı olduğunu bilmeden sayfaya ulaşması, okuması beni heyecanlandırmıştı. Her aklıma geldiğinde "Esra'ya selam vereyim" dedim durdum. Erteledim, erteledim... Artık öyle bir şansım kalmadı. Kendime çok kızıyorum.

Esra 10 Kasım'da doğmuş. Önemli bir günde doğmuş olmanın çelişkisini yazmış. Çocukken hissettiklerini... Bugün öğrencileri ve görev yerindeki arkadaşları, o çelişkiyi yaşıyorlar sanırım.


Bütün bu olanlar ve yaşananlardan sonra Esra'yı saygı ile anıyorum. Öğretmen olarak verdiği emeklerden ve yetiştirdiği insanlardan dolayı şükranlarımı sunuyorum.


Köy Enstitüsü mezunu dedeciğimin, anneciğimin, teyzemin, üç halamın, artık bu işi yapmasalar da eşimin ve Beyhan'ın, ayrıca Periliköşk'ün, Biyonikkedi'nin ve öğretmen olduğunu bilmediğim ya da bildiğim halde unuttuğum tüm arkadaşların günlerini kutluyorum.

23.11.07

Güle güle Esra

"Bu keki gelecek tarif diye koydum kenara ama, sıra gelene kadar kokacaktı nerdeyse ben bişey olmadan size tarifini vereyim diye düşündüm... :):) Tarifi vereyim ki sanırım bir müddet bloğumla ilgilenemeyeceğim..."

Hayat beklenmedik haberlerle dolu. Bugün de bir haber aldım.
Şaşırdım...İnanamadım, çok çok çok üzüldüm...

Ölüm hayatın gerçeği... Bugün var yarın yok olduğumuzun işareti. Ama genç ölüm çok acı...

Esra; huzur içinde, nur içinde uyu... Seni sevenlerin kalbinde hep varolacağından şüphem yok. Ailesine ve öğrencilerine sabırlar dilerim.

Sanal dünyanın gerçek duyguları, http://esranintaziyedefteri.blogspot.com/ 'da kelimelere dökülüyor.

14.11.07

nesneler


ISIG serisinin desen uyumu, üstelik hediye çantalarının da aynı deseni taşıması hoş bir ayrıntı. 21 cm boyundaki minik kırmızı fener, kalbimi çaldı.

10.11.07

saygı ve şükranla anıyorum


Orijinal fotoğraf renklendirilmiştir.

29.10.07

Bayram

"Başka bir aşk istemez, aşkınla çarpar kalbimiz/Ey vatan, göz yaşların dinsin, yetiştik çünkü biz." diye başlar Mülkiye Marşı.

Sözlerini Cemal Edhem Yeşil'in yazdığı marşın son dizesinden bir alıntı yapıyor ve Cumhuriyet Bayramınızı kutluyorum.

Sel durur, yangın söner elbette bir gün Ey Vatan,
Süslenir, oynar yarın, dün ağlayıp matem tutan,

Ey Vatan gözyaşlarin dinsin, yetiştik çünkü biz.

Fotoğraf Atatürkçü Düşünce Derneği web sayfasından.

22.10.07

yavrucuklar

Sakin, akıllı ve güçlü olmak gereken günler bunlar. Evlatlarımız, gencecik çocuklarımız... Davul zurnayla uğurladığımız yoldan dönüşlerinde, göz yaşlarıyla karşıladığımız yavrularımız... İnşallah gittiğiniz yerden bakıp da kızmazsınız bizlere... Ve siz son olursunuz...

15.10.07

blog action day - çevreye saygı

Dünyamız 4.5 milyar yaşında. Artık bizlerin de sayesinde kendini yenileme yeteneğini yitirdi yitirecek. Bizler saygısızca kullanıyoruz dünyanın bizlere sunduğu kaynakları. Fütursuzca kirletiyor, ardımıza bakmadan kullanılmaz hâle getiriyoruz. Hiç bitmeyecekmiş gibi sömürüyoruz.

Dünya devleri Kyoto'yu imzalasa mı imzalamasa mı, uygulasa mı uygulamasa mı diye düşünürken, bizlerden bireysel çaba göstermemiz bekleniyor. Arazi açmak için canım ormanlar yakılırken, fabrikaların zehirleri yeraltı sularına karışmak üzere varillerle toprağa gömülürken, pahalı olduğu için filtreler fabrika bacalarında geceleri kullanılmazken, bizlerin payına aşağıdaki önlemler düşüyor.

Evet, yıllardır suyumu boşa akıtmıyorum. Suyu ekonomik kullanmaya yarayan aparatlar kullanıyorum. Evet, elektiriği açık bırakmıyorum, her elektrikli aleti fişten çekiyor ya da düğmesinden kapatıyorum. Bunu yıllardır böyle yapıyorum.


Evet, kullanılabilir atıklarımı toplayıp poşetlerde biriktiriyorum. Belediyenin bu hizmeti başlamadan önce de kağıtlarımı ve camları ilgili kumbaralara atarak değerlendiriyordum. Dolu birer pet şişeyi rezarvuara yerleştirerek ayrıca rezervuar ayarını yaparak neredeyse yarı yarıya az su tüketimi sağlıyorum.

Şarj edilen piller, Adana kaçak pazarında satılmaya başladığından beri şarjlı piller kullanıyorum. Şarj edilmeyen tek kullanımlık pilleri, biriktirip özel kumbaralara atıyorum.

Bahçemi iki yıldan beri sulamıyorum. Bahçesini sulayarak hepimizi susuz günlere daha da yaklaştıran duyarsız, düşüncesiz ve bencil komşularımı ilgili kurumlara şikayet ediyorum.

Bütün bunları yapıyorum, çünkü herbiri küçük bir çocukken annem tarafından beynime kazınmış.

Rüzgâr ve güneş enerjisinin normalleştiği, fosil yakıtlarından, nükleer enerji ve kimyasal atıklardan uzak bir dünya hayal ediyorum. Çocuklarımız ve dünyamızın geleceği için...

blog action day - iyimser yaklaşım (50 yıl sonra)

Bu yazıyı birinci bloğumda yazmıştım. Fotoğraftakiler gerçekten babaannem ve anneanneme benzediği için çok sevmiştim. Fotoğrafı bulduğum yeri kaydetmediğim için sahibinden özür dilerim ve gelecekte dünyamızı çevreye ve üzerinde yaşayan tüm canlılara duyarlı kişilerin yönetmesini umarım.



Yıllaaaar geçmiş. Ben artık yakını göremez olmuşum. Gözlüklenmişim. Kardeşim de ben de halamızın nikahlarımızda hediye ettiği inci kolyelerimizi, yaşımızın gerektirdiği uzunluğa getirmişiz yıllar içinde. Ben ilerleyen yıllarla birlikte babaanneme benzemişim. Kardeşim daha çok anneannemin şeklini almış.

Dünya erimiş bitmiş fakat evlerin içi; tepkimelerle elde edilen yeni bir soğutma sistemi kullanıldığı için dışarıdan daha serin ve yaşanılabilir. Gene de, bizim bir alt kuşağımız (indigo) akıllı davranmış ve küresel felaketin etkilerini yaşayacak insan sayısını minimum tutma konusunda elinden geleni yapmış. Yani torunum yok. Kızım benden akıllı.

O bir bilim kadını. Elinde bize tanıttığı son projesi. Ama biz yaşlıyız, anlamıyoruz artık anlattıklarını. Bu andan önce de en az 12 kere daha anlatmış sistemin nasıl işlediğini. "Taaamam tamam" demiş ve geçiştirmişiz. En azından bunu yapabilmeyi hatırlıyoruz.

Ben süt içediğim için bükülmüşüm. Kardeşim gençlik yıllarında cok kahve tükettiği için kırışmış. Kızım ve onun nesli, bilinçli beslenme ve organik tarımın yükselmesi neticesinde, yaşlarını pek de göstermiyorlar. Sağlıklı beslenebiliyorlar.

Keşke daha yaşanabilir bir dünya kalsaydı da, şöyle torunumu sevebilseydim. İnsan istiyor artık, yaşım geçti.

Neydi ki o elindeki, bak unuttum gene...

10.10.07

be a part of Bursa IKEA team >:(


Dear IKEA,

4. Mağazanı Bursa'ya açıyor olmana şaşıyor, bu kararı ne gibi araştırma sonucu verdiğini öğrenmek istiyorum. Acaba Bursa'nın İnegöl Köftesini mi tahtından indirmeye gidiyorsun İsveç Köftenle yoksa şehrin mobilya konusundaki şöhretini mi gölgelemeye...

Gelsen de benden bu kadar, beni yalancı çıkardın buralarda. Gayri bıraktım yakanı, ne hâlin varsa gör :)

Fotoğraf, 7 Ekim pazar günkü Hürriyet IK ekinden.

5.10.07

sonbahar ağacı

Bilge'nin okulu her gün yapılan etkinlikleri girişte sergiliyor. Dün de sınıfımızın etkinliği "Sonbahar Ağacı" imiş. Okul bahçesinden kuru yapraklar toplanmış, kuru dallardan ağaç yapılmış ve "yaprak dökmüş ağaç efekti" verilmiş:) Üzerine, Sakine öğretmenin öğrencilerine sorduğu "Sonbahar mevsimi ile ilgili düşünceleri" yazılmış.

BARTU : Yapraklar sararıyor.
EGE : Yapraklar dökülüyor.
EZGİ : Göçmen kuşlar uzak ülkelere gidiyor.
İDA : Yağmurlar yağıyor.
ELİS : Nar, mandalina çıkıyor.
BORA : Hırka giyiniyoruz.
NAZLI : Uzun kollu giyiniyoruz.
BİLGE : İçimize atlet giymek zorunda kalıyoruz.
HAKAN : Havalar soğuyor.
BERİL : Çiçeklerin rüzgarda yaprakları dökülüyor.
EREN : Uçurtma uçuruyoruz.
DORUK : Okula gelirken çok soğuk hissediyorum.

26.9.07

187. sahife

Esin, bir kitabın 187. sayfasını açıp yazmam konusunda beni sobelemiş. Bunu ilk duyduğumda "Acaba ben sobelenirsem yanımdaki kitap ne olurdu?" diye düşündüm. Çünkü, salonda ayrı, çalışma masamda ayrı, başucumda ayrı kitaplar var. Esin beni çalışma masasında yakaladığından, masadaki kitap yığınağı arasından en üsttekini elime aldım.

Çocuğunuz Büyürken Sizi Neler Bekler, bebeklik yıllarından okul çağına dek çocuğunuzla ilgili başvurabileceğiniz bir kaynak. Bakımdan psikolojiye, beslenmeden sağlığa pek çok başlık altında zengin bilgilere yer verilmiş.

Gelelim 187. sayfaya :)

... Saldırgan ve zor bir çocukta daha sert bir yaklaşım gerekebilir (sesinizin tonunu hissettiğinizden daha fazla sertleştirmeyi bile isteyebilirsiniz). Mutlu ve neşeli bir çocukta ise mizah ve sertlik arası bir denge çoğunlukla başarılıdır. Özellikle alıngan bir çocuğunuz varsa, yumuşak başlı bir davranış izlenecek en iyi yol olabilir...

çözümlemeli bebek odaları - 2


Bana, erkek bebek için düzenlendiği hissini veren bir oda. Mobilyalarının kaplamasından olsa gerek. Oysa duvarlarında kullanılan renk, prenseslere layık :)

21.9.07

çözümlemeli bebek odaları - 1


IKEA'nın bebek odaları ile ilgili yazılar hazırlayıp kaydetmiş, eşref saatimin gelmesini ve "yazıyı yayınla" tuşuna basmayı bekliyordum. O saat bu saatmiş.

"Çözümlemeli bebek odaları" serimizin ilki, IKEA'nın rengarek bir düzenlemesi. Çok renkli bir bebek odası örneği olan odamızda, bebeğin güvenliği için korkuluklu bir bebek yatağı kullanılmış. Yatağın uzun kenarı istendiğinde çıkabiliyor ve yatağın seviyesi düşürülüyor. Böylece daha uzun süreli bir kullanım sağlanabiliyor.

Karyolanın kurşunsuz boya ile boyanmış veya boyasız olanının tercih edilmesi, bebeğin sağlığı açısından önem taşıyor. Bebek hem havayı soluyor, hem de birkaç aylık olduğunda parmaklıkları kemirmek suretiyle boyaları mideye indirebiliyor. Yukarıdaki karyolanın, ayrıntılı ürün bilgisinden güvenlik standartlarına uyduğunu öğrensem de, kurşunsuz boya ile boyandığına dair bir ibare göremiyorum maalesef.

Bebek odasındaki koltuğun hoş bir ayrıntı oluşunun yanısıra, anneciğin konforu için de bir ihtiyaç olduğu da gerçek.

17.9.07

3 şey sobesi

Periliköşk sayesinde artık yeni yazı eklemek konusunda zorluk çekmiyorum :) Bugün ne eklesem diye düşünürken bakıyorum beni sobelemiş :) Bugünkü sobemizi hazırlarken, aklıma ilk gelen üçlüyü yazdım. Yoksa tabi çok var yazacak "şey".

1- Sevdiğim ilk "şey", araba kullanmak. Gitmek, gezmek, görmek. Mümkünse tek başına, değilse ehliyeti olmayan birileriyle... Ehliyetli çok karışır "sağa gir, dikkat et, sol serbest"... Sevmediğim 3 "şey" sorulsa bu da içlerinde olurdu herhalde...



2- Tolga Çandar'ın yorumuyla Ege türküleri. Evlerinin Önü Mersin, asla söyleyemediğim bir türküdür, yetmiyor sesim... Ama tüm türkülerine eşlik ederim, onunla söylemeyi severim dinlerken.


3- Çiçek almak. Hem kendi kendime almayı hem de birisine çiçek vermeyi severim. Çiçekçimiz bugün açıldı, yarın bir ziyaret edeyim. Bana benden başka çiçek alan yok ne de olsa.


Citroen C3 renk düzenlemesinden önce, Tolga Çandar albüm kapakları kendi sitesinden. Pablo Picasso'nun buketi de işte buradan.

8.9.07

Kara


Siyah... Pigmentler ışığı yasıtmayıp emdiğinde, siyah görünür. Eşyada tozu gösterir, giysilerde kurtarıcıdır. Beyazla zıt olsa da, yanına en yakışan arkadaşıdır. Göz rengi olarak siyah; kara gözlü, kömür gözlü, zeytin gözlü şeklinde kullanılır. Kaş, bıyık, tren, bulut, biber, koyun, haber vb. hep siyahın eş anlamlısı kara ile kullanılır: "Kara kaş, kara tren, kara koyun, kara biber, kara haber..."
Türkçe'ye Arapça'dan gelen kara, halk arasında Farsça'dan gelen siyah'a göre daha kabul görmüş sanırım. Böyle bir çalışmam yok, örneklerden yola çıktım sadece...
JALL, çamaşır sepeti. Metal ayakları ince ve siyah renkli muşamba torbası, benim çamaşırlarımı taşıyamadı :) ELLAN, vidasız, geçmeli bir sallanan sandalye. ASPEKT bıçak bileyicisi. Annem hediye etti beyazından. Gayet güzel, kullanışlı.
SYNOPSIS'i neden koydum? Kemer'e gitmek imkansız olmaz da, oradakinin yerine taşlamak isteyenlere :) Gerek duyulursa içine de tükürülebilir...

6.9.07

çanta

periliköşk beni çanta oyununa katmış, ben de yanıtlıyorum :) Giderek sobesel bir hâl aldı blog ama telafi ederim artık...

1- Ruhsat. Çanta olmasa bile onsuz çıkmam.
2- Ehliyet. Ruhsatla yolların ayrılmaz ikilisi
3- Kart okuyucu. Her çeşit kartın içindeki verileri PCye aktarabildiğim nesne.
4-Telefon. Çalınca duymam, şarj etmeyi unuturum, kapalı tutarım. Mecburiyet.
5- MP3 çalar. Dosya taşıyıcısı, müzik ziyafeti.
6- Herhangi bir kalem.
7- Anahtarlar. Araba, ev, işyeri anahtarları kümesi
8- Bunları barındıran minik çanta.

1.9.07

teknolojik

Sobeler çoktandır yok diye düşünürken esin beni sobelemiş. Mim ile sobe aynı şey ise tabii. Konu bu kez gereksiz teknolojiler. Benim gereksiz dediklerim faydalı. Bana göre gereksiz. İki tanesi de evimde var üstelik.
1-Elektrikli bıçak: İncecik dilimler kesmek istiyenler ve düzgün sofralar için ideal. Bana göre hem elektrik sarfiyatı hem de fazla rahat.

2-Dijital tartı: Görünümüne düşkün, kaç gram makarna yedim, bu gün kaç litre su içtim hesabında olanlara ideal. Bir süre sonra fazla meraktan ayda bir pil bitirecek kadar çok üzerine çıkılıyor ve yanından her geçişte mutlaka kilo kaydiliyor. Bir sınır koymalı, her cuma tartılmalı. Bana göre diyette sınırsız tartılma durumunda, kişinin motivasyonu olumsuz etkiliyor.

3- Buharlı oda nemlendiricisi. Solunum yolları problemlerini aşmada yardımcı, rahat nefes almayı sağlayan güzel bir cihaz. Bana göre gereksiz , her odanın büyüklüğü aynı değil çünkü. Çok açınca oda fazla nemleniyor, az açınca yeterli olmuyor, ordada çalıştığında da ne oluyor bilmiyorum ama garanti kapsamındaki ilk cihazımız bütün suyu yere boşalttığı için ücretsiz verilen 2. cihaz da çalışmadığı için bundan nefret ediyorum.

4-Saç şekillendiricisi: Saçınızı kurutmaya yarayan bu alet, profesyonelce bir şekillendirme de yapıyormuş (evim dergisi şubat 2007, s.62). Büyük devasa haliyle evin içinde saçını hemen kurutup çıkması gereken bayanlar için pek kullanışlıymış gibi gelmiyor. Önyargılı yaklaşıyorum ancak, bana göre gereksiz, kafamda bir tenis raketi ile dolaşmak hoşuma gitmezdi.

kırmızılar


Üvey blog değil aslında. Ancak ihmal ettim. Büyük blog olduğu için belki de. Hani hep küçüklere, hep küçüklere öncelik verilir ya... İki çocuğuma aynı ilgiyi gösteremedim. Bilge'nin de dediği gibi "Tötü bir anneyim ben."
IKEA kırmızılarından seçmeler. BODDA 3'lü saklama kabı, CHARM bir limonluk. Annem almış ama henüz kullanmadığı için kullanışlılık düzeyi hakkında bilgimiz yok. Ben cam limonluk sahibi olarak elimdekinden memnunum.

19.8.07

minik bayanlar


Bilge'nin sol üst köşedeki çay takımından var. Bunlar porselen ve mikrodalga fırına bile girebiliyor. Bulaşık makinesinde yıkanabiliyor. Plastik dışında, farklı bir materyalden yapılmış oyuncaklar bulmak şu dönemlerde çok güç. Çocuklar oyuncakları ağzına sokuyor, kimileri kemiriyor... Annelerin de içi gidiyor tabii. Hele de kızların bu tür oyuncakları tamamen ağızla temas ediyor. Bu nedenle porselen olması çok güzel. Ancak maalesef hep plastikleri satılıyor. Keşke çocuklarımızı birer plastik kafaya dönüştüren ve çoğu zaman zehir saçanların yerine, zihinlerini çalıştıran ve hayal güçlerini destekleyen sağlıklı oyuncaklar olabilse.

Mutfak çekmecelerini özgürce karıştırtan annelerin belki de bunlara hiç ihtiyaç duymayacaktır. Zaten bir kız çocuğunun, yukarıdakilerin tümüne sahip olmasına gerek de yok. İleride evinin kadını olmayı daha şimdiden normal bulmasına da :) Onun için, en iyisi kitaplar...

Cevizi de, büyüklükleri gözünüzde canlansın diye ekledim.

4.8.07

platonik suzeni


Suzeni, zincir işi olarak da bilinen bir tür iğne işi tekniğidir. Elbiselerde, örtülerde ve duvar halılarında kullanılan bu teknik, son derece emek gerektiren bir sanattır. İşlemelerin yapıldığı kumaşların arkası çevrildiğinde bile karşımıza temiz ve düzgün bir çalışma çıkar. Görülen her renk, işlemelerle oluşturulmuştur. İyi bir suzenide, kumaş görünmez.


Suzeni bir yatak örtüsünü ilk gördüğümde, bir insanın bir nesneye de aşık olabileceğini anlamıştım. Duvarda asılı duran örtü, satıcının ifadesine göre 150 yıllıktı. O günün şartlarına göre pahalı, bugüne göre gayet uygun, şu anda almaya kalksam 10 katı fiyatına alamayacağım, muhteşem bir örtüydü. Hep içimde kalmıştır.

Flickr'de kullandığı adıyla decor8'e fotoğraf için teşekkürler. Fotoğraftaki suzeni örtü, benim platonik örtüm kadar olmasa da çok hoşuma gitti. Kullanılan dekorasyon unsurları ile benim huzur bulabileceğim bir odayı süslemiş.


23.7.07

siparişler

Bembi şimdi tatilde. Giderken bana sipariş vermişti. Yok hayır, oradayken yazdırmıştı, yalan olmasın. LOGGA ayakkabılık konusunda yanılmıştım. Bana başka bir ayakkabılık sipariş etmiş. Kağıda bakmadan, görünce "Buydu" diye yapıştığım için yanlış almışım. Kurunca beğendi. Güle güle kullansın. Hepsinin fiyatı için İkea.com.tr . Not: TV ve DVD fiyata dahil değildir :)

19.7.07

meldal

MELDAL'ı katalogda gördüğümde yastıklarla süslenmiş bu kanepeye bayılmıştım. Aradan zaman geçip bembi, evi için bunu tercih ettiğinde hem sevinmiş hem de kurduktan sonra kıskanmıştım :) Bu gidişimde aldım. Hem fiyatı yükselmemiş hem de içimdeki heves kırılmamıştı. Gerçi işin uzmanı rahatlığı konusunda şüphesi olduğunu söyleyince "Hata mı yaptım?" diye içimden geçirdim. Sonra divan gibi kullanıp, bağdaş kurup oturacağımızı söyleyince ikna oldu ve "Tamam o zaman." diyerek kanaat notu kullandı :)


Yatak hali kullanılmış sayfasında Ikea'nın. Ben değişik ve benim kullanımıma yakın bir versiyon aradım ve buradan buldum. Sepetleri henüz almadım, pahalı geldi.


Yastık ararken gözüme birden Türk Bayraklı yastık ilişti imajlar arasında. Hemen açtım "Kim bu yahu" diyerek. Sonra raflardan anladım ki, Rıfat Özbek. Sayfasina da ulaştim. yastikistanbul.com adresindeki web sayfasi, virüslerle dolu olduğu için gezinemedim. Virüs programim uyardi ben de kaçtım :)

En sonunda Kapalıçarşı'ya gitmeye, dilediğim kumaşları almaya ve Samanpazarı'ndan elyaf alıp kendi yastıklarımı yaratmaya karar verdim. Belki de bu kanepe-yatağı sırf yastıklarla güzelleştiği için istiyorum...

17.7.07

"gezdiğin gördüğün senin olsun, aldıklarını anlat" diyenlere

BRADA, laptop aparatı. Eşimin bacakları ısınmasın, masa olmadığında rahat çalışabilsin diye. Turuncu kutu (içindekilerle) 9 YTL. Bütün aletlerimiz (matkap, testere, tornavidalar, çekiçler ve daha pek çoğu) bir yanlışlık eseri çöpe gittiği için bir nevi başlangıç seti. VASEN incecik. Dolu bir buketi taşıyacak kadar geniş ağızlı 2,5 YTL. MALA çizim kağıdı ve boyalar Bilge'ye. Kalın kuru boyaları tutmak çok rahat. Suluboya kısmı fevkalade kalitesiz. Fırçaya boya sürebilmek için dakikalarca uğraşmak gerkiyor.

Bir de kanepemiz var, onu daha sonra ekleyeceğim.

tatil notları - 1

Daha önce, burada ve diğer bloğumda uzun yazılar yazmamaya karar vermiştim. Ama insanoğlu işte, anlatmak ve paylaşmak istiyor birçok şeyi...

Gerçek hayattan tanıdığım, blog sayesinde tanışma imkanı bulduğum ve bir de hiç tanımadığım ama yazılarından artık tanışmış kadar olduğum 3 grup arkadaşım var. İlk iki grup benim hakkımda bilgi sahibi, ama diğer grup için bir soru işareti olabilirim :)

Evliliğimizin ardından işimizi değiştirdik ve eşimle birlikte en son 2000 yılınında denize girdik. O da 2 günlük bir hafta sonu tatili idi. O günden beri tabi onun ailesi ya da benim akrabalarımın yanına gittik ancak, tatil yaptık denmez. Bir nevi kaçış...

Uzun yıllar ona "tatil" sözcüğünün anlamını kabul ettirmeye çalıştım. Ve nihayet teyzem, kuzenimle birlikte Side'ye gitti ve oradan ısrarla bizi çağırdı. "Yok gidemeyiz", "Gideriz aslında" ve daha pek çok düşünceler girdap oldu, ancak sonunda 5 gece 4 gün yer ayırtmak konusunda ikna oldu(k).

Otelimiz nefisti, yemekler iğrenç. Neyse güzel olsa kilo alırdık diyerek Antalya'nın o en sıcak günlerinde eğlendik. Eşim, kuzenimle Paraşüte ve diğer sulu adrenalin oyuncaklarına bindi. Asla binemeyeceğim birşeydir paraşüt, tekneden onları görüntülemek bile beni ziyadesiyle adrenaline boğdu.

Bu arada ayaklarımı, bembi'nin hayali'ne ithafen çektim :) Kendisine tam çizdiği gibi bir mizansen hazırlayacaktım ancak mümkün olmadı.

Döndüğümüz günün akşamı, babam ve annem ertesi gün Çeşme'ye gideceklerini ve Bilge ile benim de gelmemi istediklerini söylediler. Yol uzundu ve babam yoruluyordu araba kullanırken. Ben de İzmir'e gitmeye can atıyordum. Bir hafta kalır, Ikea turu yapıp katalog alır, bol bol yeni yazılar hazırlardım. Eşim gelemiyordu, o da çok ısrar edince gittim.

Arkası yarın :)

5.7.07

Bu kaçıncı ara?

Çeşmede, kesme işaretinin yerini bulamadığım bir klavyesi olan bir bilgisayar başındayım :) Yarın sabah Bornova İkea ile 2. randevum var. Dönünce fotoğraflar, alınan ve alınmayanlarla karşınızda olacağım. Görüşürüz!

2.7.07

indirim


30 Temmuz'a kadar sürecek olan indirim, bazılarımızın ihtiyacı olan ürünlere daha uygun fiyata sahip olmak için bir fırsat. Sitesinde ayrıntılı bilgiye ulaşamadım. "Binlerce ürün"den kasıt nedir, öğrenemedim :) Yukarıdaki fiyatlar, gayet makul. Ancak, ürünleri bizzat görüp karar vermek lazım.

24.6.07

Ara

23.6.07

oyuncaklar


Bilge, abisini pek sever. Her gittiği yerde unutmadan anlatır. "Benim abim var ama annemin karnından çıkmadı." der. İlk duyan önce bir şaşırır, acaba bu abi de kim diye düşünür. Sonra ben "Komşumuzun oğlu" derim de, olay aydınlanır.
İkea'nın açıldığı sene annesi abiye tahta tren seti almıştı. Bilge de abisiyle oynamış ve "Anneciğim bana da alır mısın?" diye tüm kibarlığıyla sormuştu. Geçen yaz İzmir'de İkea'ya girer girmez ilk tren setine yönelmiştim. Ancak olaylar şöyle gelişmişti. Şimdi sever mi, görse gene ister mi bilmiyorum. Treni bulamayınca dedesi ona yukarıdaki kediden almıştı. Tüyleri gerçekten de yumuşacık bu kedi treni anımsattığı için olmalı, ortadan kayboldu :)
Bugün Bilge hasta oldu, ateşi çıktı. Az önce düştü. Sürekli ateş ölçmekten, gerilmekten, uykusuzluktan çatlamak üzereyken bir de Tefal buhar makinesi bozuldu. Bu ikinci bozuluşu ve gerçekten ihtiyacım olan ikinci gündü. Hani herşeyi düşünüyordun Tefal? Sevgili Gorki'nin eşi, Fransız malları ile ilgili düşüncelerinde kesinlikle haklı...

20.6.07

eskimeyen eskiler

Bahar gelmeden yaz geldi, ruh halleri birbirine karıştı. Baktııııım baktım, bir türlü hangisini beğenebileceğime karar veremedim. Herbirini teker teker hayal ettim salonumda. Hatta sadece salonda değil, boş duran antreme bile bir köşe yaptım. Çok hoşuma gittiler, özellikle altlarını temizlemek çok pratik. 110 kiloluk kanepemden kurtulursam, evime yerini değiştirmek kolay olan bu koltuklardan alacağım. Salondakiler eskimediler, daha 5 yıllıklar. Ne çabuk bıktım... Kirazlılar nostaljik geldi, eskiden evimizde kirazlı kanepelerimiz vardı.

19.6.07

nerede?


Kıymet sormuş, ben söyleyeyim. İstanbul'daki gibi ulaşılması için kıta değiştirmek gerekmeyen İkea Ankara 2008 Sonbaharında cüzdanlarımızı boşaltmak üzere hizmete başlıyor. Habere göre araziyi tahmin edecek olursak kabaca yukarıdaki sonuç çıkıyor. İlk günler gidilmesi imkanlı görünmeyen mağazanın Ümraniye'deki açılışında oluşan kuyrukları dikkatli bakarsanız görebilirsiniz :)

14.6.07

gözleme vakti

Şimdi farkediyorum ki, neredeyse tüm saatleri 10:09 şeklinde ayarlamışlar. Demek saatlerin en gösterişli pozu verdiği an bu imiş. Evimizde bir duvar saati yok. Bembi'nin evindeki duvar saatinin ebadından sonra, diğerlerine saati bile denmez ama, ORIGINAL adlı saat bizim duvarımızda uyabilir. Buyruğa boyun eğmediği için PUGG en fazla saygıyı hakediyor :) Çünkü 08:22'yi göstermeyi tercih etmiş. Objektife bakmayı reddetmiş gibi...

6.6.07

kutu kutu pense

Kutular, evimizde düzeni sağlayan ve döküntülerimi gizlediğimiz dekorasyon unsurları. Kutu yapmak pek basit aslında. Kartondan ya da boş bir ayakkabı kutusundan, dilediğimiz renk ve desende kendi kutumuzu tasarlamak gayet kolay. Üzerini vernikledikten sonra kullanabileceğimiz bu kurtarıcılara, evimizin her köşesinde yer verebiliriz.

2.6.07

saksılar

Ömrüm boyunca evin içinde çiçek bakamadım. Kuruttum, soldurdum, ama bakabilenlere ve golf sevenlere, saksı serisi :)

Sular kesilecek. Çimlerimizi bu sene hortumla hiç sulamadım. Eşim girişte el yıkadığımız lavabomuzun hortumunu damacanaya geçirdi. Bu damacana elbette iade edilen ya da doldurulan bir damacana değil, tek kullanımlık pet damacana :) Dün yarısına kadar dolan bu damacanayla 8 tane ağacımızı suladık. Bu sene sadece mutfak lavabosundan sebze meyve yıkarken leğende biriken sularla çimlerimizi suladığımızı düşünürsek, Ankara'nın su sıkıntısına, ve Dünyanın su kaynaklarını tüketimi konusunda doğru bir yolda olduğumuza karar verdim... Ama ben sadece yaşadığım yeri görüyorum ve insanların bencilliğine hayret ediyorum. Ankara Barış sitesinde yaşayan insanlar suyu hava gibi kullanıyor, yeni çim ekiyor, saatlerce bahçe suluyorlar. Belediye'nin almış olduğu "sulama yasağı" konusunda bilgisi olan ve bunun cezai müeyyidesini bilen arkadaşların bana iletmesini rica ediyorum. Başkalarının bizim içeceğimiz suyla yeşil bahçeleri izlemesini istemiyorum.

28.5.07

elit dikiş odası


Çalışma odamız var, çok şükür Metro'dan iki tane katlanır dev masa almıştık. Bu kocaman masalar bütün yükü taşıyor :) Ama şu odanın, şu çalışma köşesinin güzelliğine diyecek lafım yok. Derli toplu, kibar, şık çalışma masasında ne de güzel dikiş dikilir, kitap okunur, blog hazırlanır :)

18.5.07

kupalar


Evimizde granül kahve çok tüketildiği ve kupamız da yeterli sayıda kalmadığı için porselen kupalara ihtiyacımız var. Eş kriterleri : "Büyük olsun, güzel olsun, sade olsun. TROFE'nin beyazı kendisinin evet diyeceği yegane model de olsa, ben yeşil olanı sevdim :)

15.5.07

yaz yatağı


En son "Ne güzel bir yatak örtüsüüüü" dediğimde teyzem: "Artık yeter, iki örtün var zaten" demişti :) Geniş bir oda olmalı, köşesindeki pencereden manzara görünmeli. Pencere önünde minik bir masa, üzerinde fotoğraflar ya da kitaplar...

Yukarıdaki yatağa "yaz yatağı" adını verdim. bembi ile bayıldık, ayılınca ayrıntılarını da yakından görmek isteyenler için araşırdım ve ekledim. Abajur, aydınlatma başlıklı yazımızda verildiği için eklemedim.

13.5.07

anneler günü

Bilge, seramik dersinde yapmış. Dilek öğretmen arkasına adını yazmış, seramik öğretmenleri de herbir çocuğun hazırladığı armağanı boyayıp fırınlamış. Kızımın elleri ile yaptığı bu sanat eserinin yerini hiçbir elmas yaka iğnesi dolduramaz :)

Anneler gününüz kutlu olsun. Annelerin ve olmak isteyenlerin...

9.5.07

aydınlatma



Aydınlatma ile ilgili çiçeklibahçe'ye söz vermiştim :) işte sözümü tutuyorum! Zevkini bilmediğim için belki hiç yardımcı olamamışımdır :) Ancaaak, evim dergisinin bu ayki sayısında aydınlatma ile ilgili bir dosya vardı, ilgilenenler oradan faydalanabilirler.
Benim salonumda REGOLIT'in benzeri japon balonu lambalarım var. Ayaklılar, çok hoşuma gitti. Tam benim için üretmişler, ancak eşim bunu görse herhalde beğenmezdi. Sizlerin eşleri de evin dekorasyonuna, renklere karışır mı :)

6.5.07

Mersin

Ani bir kararla akşam yola çıktık ve gece yarısı Mersin'e ulaştık. Muhtemelen salı gününden sonra görüşmek üzere :) Leyleği havada görmüştüm Bursa'ya giderken :)

4.5.07

uğur böceğim


Burada sevdiğim, beğendiğim objeleri sizlerle paylaşıyorum. Yaptıklarımı da yazmak, göstermek istiyorum. Ancak 2 farklı blog ve asıl işlerim için zamanım da yetmiyor :) Ama gönlüm istiyor ki, sabaha kadar birşeyler ekleyip durayım. Bunun için yeni blog açmıyor, buradan devam etmek daha doğru olur diye düşünüyorum.

Kızım Bilge'nin uğurböceği kostümünü saten taftadan diktim. Üzerindeki benekleri kolalı siyah tülden kestim. Kalıbını 2 ayrı giysiyi harmanlayarak çıkardım. Siyah çorap ayakkabı ve uzunkollu blüzü ile tam bir örümcek gibi görünen Bilge, "tostüm"ünü giyince şirin bir uğur böceği görünümüne kavuştu.

2.5.07

mumlar

Mum almayı severim, rafa dizmeyi de severim. Yakmayı sevmem. Mum ışığında yenen yemeklerden (yemedim hiç ama olsun) nefret ederim. Romantik değilimdir. Zaten süslü ve özel mumları yakıp eritince bir manası kalmayacağından kıyamam yakmaya. Yakmalık mumlarım ayrıdır, bakmalık mumlarım ayrıdır :) Bir de mudo'dan aldığım çikolata aromalı mumlarım vardır kiiii, koklamaya doyamam :)
periliköşk, mumlar, mumluklar sana armağanım olsun, mutlu yaşlar:) Serisini altlarına yazmamışım ama, yaz sezonu mumlar ve yukarıdaki mumluklar IKEA'dan.

27.4.07

yolculuk

Bursa'ya gidiyorum. Salı günü kestane şekerlerinizle buradayım :) Hoşçakalın!

26.4.07

oturmaz mısınız?


IKEA sandalyeleri, evimizin dekorasyonunu tamamlamak üzere bizleri bekliyor. Çocukluğuma dair anılar arasında, balkonumuzda duran ve en sonunda beyaza boyanan bi katlanır sandalye vardır. ARVINN bana bu anıyı tazeletti. Gidince almalı, minik bir sehpa ile tamamlamalı ve arkadaşlarla kahvelerimizi yudumlamalıyız :)


24.4.07

bacı cavcav

Kızkardeşimin ayakkabılığa ihtiyacı var. Hepsini koymak için değil de, birkaç tane, o günlerde giyeceği ayakkabılarını kapıya yakın bir yerde tutmak için, bunlardan birisini seçebilir. Bana lazım onanı LEKSVIG. Hem ayakkabını koy, hem de otur giy!

sepet sepet yumurta

Ben Mersin'de büyüdüm. Küçükken denize girmek için en az 30 km. şehir dışına çıkmak gerekirdi. Mezitli'de yol kenarında sepetçiler olurdu. Annem çok severdi, geçerken sazdan yapılan bu değişik şekillerdeki sepetlere bakardık.

Zamanla Çin ihracat konusunda zirveye yükselirken, göçebe yaşayan ve sepet örüp satarak yaşamlarını sağlayan güzel insanlar oralardan gitti. Şehir merkezine sepetçiler açıldı, plastik sepetlere talep arttı. Gözümde sepetler, birer el sanatı olmaktan çıktı, yapay nesneler halini aldı. Belki de bu nedenle hasır Çin sepetlerine "kıl" oluyorum.

Bunların ise formları hoşuma gitti. Gerçi sepeti alınca içine birşey koymak gerekiyor. PJAS'ın içine başka bir kap koyularak çiçek tanzim edilebilir.

18.4.07

her eve lazım


Dün bir rüya gördüm. Birkaç gündür bloglarla ilgilenememek, sanırım beni derinden etkilemiş. Rüyamda birisi bana yorum yolluyordu: "Tamam, herşeyin fotoğrafını koyuyorsun, ama neden çatal kaşıkları koymadın? Unutma, bunlar olmadan o tabaklarda birşey yiyemezsin." gibi biraz alaycı bir yorumdu :) Ben de bugün, toparladım bütün setleri. Umarım hayali okuyucum rahat etmiştir. Ben rahat ettim, o kesin.

14.4.07

Sobe 3X3

periliköşk ve fikriminincegülü beni sobelemiş. Aynı mevzuda olduğu için ayrı ayrı yazamıyorum.
Kimseyi de sobeleyemiyorum, gördüğüm kadarıyla herkes bu soruları yanıtlamış :) teşekkür ediyorum:)
Klasik olacak ama konuşmama herkesin bildiği bir kek ile başlamak istiyorum. Bunu seviyor ve yiyorum. Fotoğrafı ben çekmedim, aynı bunun gibi göründüğü için ekledim.

Kakao Soslu Kek:

- 4 yumurta
- 1 paket kako
- 1 su bardağı un
- 2 su bardağı şeker
- 1 paket kabatma tozu
- yarım su bardağı sıvı yağ
- 1 su bardağı süt
Önce kakao, süt, 1 bardak şeker, yağ bir kapta çırpılır. 1 su bardağı ayrılır. Kalan karışıma 1 su bardağı toz şeker ve diğer malzemeler ilave edilir. 170 derecede ısıtılmış fırında pişirilir. Borcamın yuvarlak tepsileri bu tarif için fazla büyük. Kare ya da kek kalıpları tercih edilebilir. 30 dk kadar sonra pişen kek sıcak iken bir miktar süt üzerinde gezdirilir ve ardından ayırdığımız karışım dökülür. Pek değişik bir tarif olmasa da, gayet lezzetlidir. Kilo aldırıcıdır :)

Sarımsaklı Bulgur Pilavı:
- 1 su bardağı bulgur
- 2 parça tavuk göğsü
- 5-6 diş sarımsak
- tereyağı
Tavuklar haşlanır ve ince ince didiklenir. Bulgur pilavı, sadece tuz ve su ile pişirilir, içine yağ koyulmaz. Tavuk suyu kullanılırsa daha lezzetli olur. Pişen pilav beklerken, bir tavada tereyağı eritilir (ne kadar arzu edilen ölçüde). Pilavın üzerine didiklenmiş tavuk parçaları, onun üzerine de sarımsaklar dökülür. En üste de tereyağı dökülüp karıştırılır. Değişik fakat lezzetli bir güneydoğu yemeğidir. Kayınvalidemden öğrenmiştim...

Sarımsaklı:
- kabak
- ince bulgur
- sarımsak
- yoğurt
Kabak (tatlı yapılan değil, bu kabak beyaz ve kocaman oluyor, adını bilmiyorum) küp küp doğranır.Tencereye koyulur. Göz kararı aynı hacimdeki ince bulgur eklenir. Üzerine kabakların pişeceği kadar su koyulur. Bulgur da buharıyla pişer bu nedenle su çok olmamalıdır. Pişince karıştırlır, taneler kaldıysa ezilir. Sarımsaklı yoğurtla karıştırılır, tuz eklenir. Bu soğuk olarak yenen, meze türü bir yaz yemeğidir. Bunu da kayınvalidemden öğrenmiştim.

1-1)Daha önce yaşadığınız 3 şehir?
Ankara, Mersin, Ankara.
1-2)Tatil için gittiğiniz,gördüğünüz,ve önermek istediğiniz 3 yer...
7 yıldır tatil yapmıyorum. Bu nedenle Bundan 10 yıl önce gördüğüm Fethiye’den başka verecek yanıtım yok :(
1-3)Yaşamak istediğiniz (görmediğinizde olur) 3 şehir...
Eski Safranbolu, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Ankara, Mardin

2-1)Şu an ki mesleğiniz nedir?
Karışık işler bunlar :)
2-2)Dünyaya bir daha gelseydiniz hangi mesleği yapmak isterdiniz?
Arkeolog
2-3)Kesinlikle ben yapmazdım dediğiniz meslek?...
İç çamaşırı mankenliği

3-1)Yaşam felsefenizi oluşturan sözlerden biri...
Her şeyin bir sonu vardır.
3-2)bir kitaptan alınma ,çok sevdiğiniz bir cümle yada paragraf,bölüm....
Sunay Akın'ın "Kırdığımız Oyuncaklar" adlı kitabında anlatılan bir olay vardır. Nazım Hikmet'in binmiş olduğu uçak Türkiye üzerinde süzülmektedir. Şair, aşağıya doğru bakar, düşüncelere dalar. Yanındaki arkadaşı ona ne düşündüğünü sorar. Yanıt şudur: 'Uçağın düşmesini istiyorum'... Kitabımı bulamadığım için tam anlamıyla yazamadım fakat, okuduğum an beni çok etkilemiş ve gözyaşlarımı tutamama neden olmuştur.
3-3)çok sevdiğiniz bir şiir yada şiirin bir parçası?...
Yukarıdaki yanıt ardından, yazılacak bir başka şiirim yok :)
"Memleketim, memleketim, memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanım da sırtımda paralandı çoktan,
şile bezindendi.
..."

N.Hikmet

11.4.07

kibar tabaklar


ARV serisi tabakları çok beğendim. ancak fotoğrafları hazırlarken acaba sağlıklı mıdır diye de bir kurt düştü içime. Zaten zeytinyağlı pırasa, kuru fasülye ya da türlü gibi rengarenk yemekler, tabaklarda nasıl görünür hep onu düşünürüm. Bu tür desenli tabaklarda sanırım en iyi yayla çorbası yeniyor :) Bu arada benim her gün kullandığım tabaklarım da mavi cam... niye bu mavili seriye bakarken sanki çok farklı gibi geldi anlamadım. Sanırım gereksiz IKEA hevesimin sonucu :)

oyuncak toplama

Derli toplu ayrılmış oyuncaklar ve üst üste dizilmiş kutular... Kızımın odasını toparlamak için benzerlerinden çok daha ucuza satılan VESSA kutulardan daha iyi bir alternatifim yok :)



21.3.07

zemin


Hafta sonu, çılgın fikirlerimizi cahil cesaretimize yükledik. Önce üst kata çıkan ahşap ve gıcırdayan merdivenimizi söktük. Ama merdiven o kadar sağlam vidalanmıştı ki, kırdık desek yeridir. Ardından "yahu ne yaptık biz, çıkmıyor bunlar" diyerek parçaladığımız basamakları duvarın dibine yığdığımızda artık geri dönülmez bir yolda olduğumuzu anladık. Merdiveni eskisinden daha iyi bir duruma getiremezsek, kendimize güvenimiz sarsılacak, dahası berbart bir merdivenimiz olacaktı.

Fayanslarımız, Deya Baykal'ın reklamını ettiği süngerden daha emiciydi. Damlayan herhangi bir sıvıyı, orta tabakasına hapsettiği için rezaletti. Utanç verici bir görüntüsü vardı. Bu görüntüden kurtulmak için haftada 1 defa bütün mutfağı çamaşır suyu ya da Cif türevi bir malzeme ile tek tek fırçalamak gerekiyordu.
Üstelik inşaat yapılırken boya damlalarını da emdiği için fayanslarımız temizlenmesi imkansız bir görüntü arz ediyorlardı.
Artık etmiyorlar, çok mutluyum. Merdivenimiz de bittiğinde onun da fotoğrafını koyacağım. "İnşaat ve dekorasyon konusunda çılgın ve ani fikirler" listemizde yer alan en nadide eserimiz :)

16.3.07

mavi sularda

Su mu? Evet, su artık keyif vermekten çıkıp ızdırap nedeni olacak olsa da, maviş banyo hayallerimin banyosu. Küveti, aksesuarları, avizesiyle bile. Bir abimiz yemek yerken "Allahım ya midemi büyüt ya canımı al" dermiş gözü doymadığında. İşte benimki de o hesap. Abarttım evet.

8.3.07

kiremit rengi

fotoğraf : gotjenks

Önceki yaşamda kiremitçi miydim neydim bilmem ki. Kiremit rengini seviyorum. Krem koltuklar, krem duvarlar, krem halılar hiyaaaaheyt. Şuncacık bir tv köşem olsa, salonun kalanı da hafif eşyalarla dolsa. Dolaplar, avize, ayaklı lamba, koltuk IKEA.

16.2.07

sanırım acıktım

by ericjp80 - from flikr


Sadece alışveriş değil, lezzetli ve uygun fiyatlı yemek konusunda da İkea. Örneğin yukarıda boy fotoğrafını gördüğümüz somon son derece leziz idi. Hem de başka restoranlarda boyle bir yemek yanında sebze olmayabiliyor. Bir de köftesinin tadını biliyorum. Daha fazla övgü için yanıbaşımda bir şube olması gerekli.

15.2.07

gökte değil, yerdeymiş


by ferrous- from flikr

El işlemesi görüntüsü verilen bu yastığın fotoğrafını ararken, Ankara'da kilo işi nevresim satan bir yerden aldığım nevresimlerimi buldum. Çok seviyorum ve fakat ikisi birbirine uygun değil. Uygunlaştıracak tek ayrıntı, bir yatak örtüsü olabilir. Mesela pembe minik çiçekli yatak örtümün üzerinde aradığım yastık, altında bu nevresim olsa daha hoşuma gidebilir. Ne de olsa gizemli bir havası olur :

14.2.07

beje ölüm

by Latierrasemueve - from flikr

Hani kadınlar vardır, onlar için "kırkından sonra kırmızı giymeye başladı" derler. Ben de onlardan birisi oluyorum yavaştan. Diyenlerden değil, giyenlerden. "Evde tek renk olsun, açık renk olsun" benim tercihim değildi. Açık renk , gelgör ki içimizi kararttı. Bu kanepenin rengini sevdim, ama bir tek bu da yetmez. Biraz duvarlara renk, biraz yastıklara renk lazım. Mümkünse kopkoyu bir halı ile tamamlamak lazım. Renk istiyorum reeeenk renk. Yoksa bu hayatımı renklendirme arzusunun, materyalist dışavurumu mu? Olsun ben gene de renkli bir salon istiyorum. Renk enerji versin, uykum gelmesin salonda. Peki bunun Ikea ile ne ilgisi var? Ikea'da cıvıltı var(ne demekse).

mıknatıslı tren seti

by zcopley - from flikr

İlk alacaklarımdan biri budur. Burada ya da İzmir'de, ya da Ümraniye'de. Kızım cok istemişti, beğenmişti. Gittiğimizde trenler yoktu, sadece rayları vardı satışta. Çok üzülmüştü. Gerçi şimdi hâlâ ister mi bilmiyorum. Ama böyle oyuncaklarla oynamak hoşuna gidiyor. Deneysel takılıyor, ne de olsa "bardaktan su içme deneyi" diye bir bilimsel gerçeği fen literatüründe kabul ettirmiş kişilerin genlerini taşıyor. Arabaları seviyor, bebekleri de seviyor. Bu durumunu kabul ediyor, saygı duyuyorum. Çünkü fırfırlı eteklerle dolaşmasını istemiyorum.

sayılı gün çabuk geçer

by Er!n Le!gh from flikr

2008 sonunda, kapıdan adımımı attığımda, elimi uzatacağım ilk şeyin fotoğrafıdır. Bu, Ümraniye'ye açılacağı haberi gelir gelmez başlayan, daha öncesine dayanmayacak kadar kısa, ama bir o kadar da sağlam bir tutkunun öyküsüdür. Bir nevi söz kesmektir sahip olmak istediklerimin ve o yüce gün geldiğinde evimde göreceğim ürünlere dair.